WhatsApp’a İsrail kaynaklı casus yazılım bulaştı; kullanıcılara güncelleme çağrısı yapıldı

skynews-nso-group-whatsapp_4668513

Dünyanın en çok kullanılan mesajlaşma uygulaması WhatsApp üzerinden cep telefonlarına İsrail kaynaklı gelişmiş bir casus yazılımın bulaştığı tespit edildi.

WhatsApp dün 1,5 milyar kullanıcısından önlem olarak uygulamayı güncellemelerini istedi.

WhatsApp’tan Euronews’e konuşan bir yetkili, “Saldırının arkasında gelişmiş bir siber aktörün bulunduğu ve belirlenmiş kişileri hedef aldığını” söyledi.

Financial Times gazetesi, İsrailli yazılım firması NSO Grup’un geliştirdiği casus yazılımın, WhatsApp uygulamasını kullanan cep telefonları ve diğer cihazlara bilgisayar korsanları tarafından uzaktan yerleştirilebildiğini yazdı.

WhatsApp’ın sözcüsü de kötücül yazılımın uygulamanın arama fonksiyonu üzerinden sadece cevapsız çağrılar yoluyla telefonlara sızabildiğine dikkat çekti.

Yazılımdan etkilenen kullanıcı sayısının bilinmediğini ancak kullanıcıların seçilerek hedef alındığını belirten sözcü, şirketin bu durumu ay başında fark ettiğini kaydetti.

NSO Grup’un geliştirdiği Pegasus isimli yazılım, sızdığı cihazların konumlarının yanı sıra ses ve kamera kayıtlarını da elde edebiliyor.

NSO Grup: Yazılımı sadece devletlere satıyoruz, kimseyi hedef almayız

Financial Times, İngiltere’de insan hakları savunucusu bir avukatın hedef alındığını iddia etti.

Euronews’e konuşan NSO Grup sözcüsü, şirketin yazılımları “suç ve terörle mücadele amacıyla yalnızca devlet kurumlarına” lisans verdiğini, ancak “kamu güvenliğinin sağlanması için istihbarat kurumlarının bu teknolojinin nasıl kullanıldığını bildiklerini” söyledi. Sözcü, şirketin bilgisi dahilinde hiçbir kişi ve kurumun hedef alınmadığını dile getirdi.

İsrailli yazılım en fazla Türkiye’de kullanılıyor

İsrail şirketinin geliştirdiği bir casus yazılımın ismi Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinde geçmişti.

Toronto Üniversitesine bağlı Citizen Lab kuruluşu, Suudi Arabistan’ın NSO Grup’tan aldığı “Pegasus” adlı casus yazılım teknolojisiyle Kaşıkçı’yı izlediğini ortaya çıkarmıştı.

Citizen Lab, İsrail’de üretilen bu casusluk yazılımının en fazla kullanılan ülkelerden birisinin Türkiye olduğunu ortaya koymuştu.

Türkiye’de kimin hedeflendiği bilinmese de araştırmayı yapan laboratuvar, kendi bulguları kapsamında en az 174 kişinin bu yazılımla denetim altında olduğunu söylüyor. Bu rakamın sadece tespit edilebilen yazılımlar olduğu düşünüldüğünde sayının gerçekte çok daha fazla olduğu sanılıyor.

https://tr.euronews.com/2019/05/14/whatsapp-a-israil-kaynakli-casus-yazilim-bulasti-kullanicilara-guncelleme-cagrisi-yapildi.

 

Dünyanın en değerli şirketi Amazon, ‘koca kulak’ çıktı

Ryan Amaz100440 1

 

ABD merkezli e-ticaret ve bulut bilişim devi Amazon’un akıllı asistanı Alexa’nın ses kayıtları yaptığı ve bunların şirket için çalışan bir ekip tarafından dinlenildiği ortaya çıktı. Ses kayıtlarının müşterinin önadı, cihazının seri numarası ve hesap numarasıyla bağlantılandırılması, soru işaretleri yarattı.

Küresel çapta elektronik dinleme faaliyetlerinden dünyanın en zengin insanı Jeff Bezos’un sahibi olduğu dünyanın en değerli şirketinin de eksik kalmadığı ortaya çıktı. Amazon’un eski çalışanlarıyla görüşen Bloomberg, online devinin yapay zekalı sanal asistanı Alexa üzerinden ‘Büyük Birader’ faaliyetlerinde bulunduğunu duyurdu.

Buna göre Amazon’da çalışan bir ekip, sesle kontrol edilen Alexa ile bağlantılı çalışan cihazların kaydettiği kullanıcı seslerini dinliyor. Amazon’un ses gözden geçirme programında çalışmış 7 kişi, bazı günler dinledikleri metaryalin 9 saatlik vardiya başı 1000 ses kaydına çıktığına söyledi. Üstelik ses kayıtlarının müşterinin önadı, cihazının seri numarası ve hesap numarasıyla bağlantılandırıldığını belirtti.

Ekip üyelerinin dinlediklerini söyledikleri kayıtlar arasında bir kadının duşta şarkı söylemesi, bir çocuğun çığlık atışı, bir cinsel saldırı da var. Çalışanlar, anlaşılması zorlaşan ya da çok komik gelen ses kayıtlarını kendi aralarındaki sohbet odalarında paylaştıklarını da kaydetti.

Haberin patlak vermesi üzerine BuzzFeed News’a e-posta yoluyla açıklama yapan bir Amazon sözcüsü, Alexa ses kayıtlarından son derece küçük parçaların dinlenilip çözümlendiğini, bunun konuşma tanıma ve doğal dil anlama sistemlerini geliştirmek için gerekli olduğunu, bu sayede Alexa’nın kullanıcıların taleplerini daha iyi anladığını ve herkes için iyi hizmet verilmesini sağladığını söyledi.

Sözcü “Her türlü enformasyona en yüksek derece gizlilik muamelesi yapıyor ve korumak için kısıtlı erişim, hizmet şifreleme ve kontrol ortamımızın denetleme mekanizmalarından oluşan çok etkenli onaylama süreci kullanıyoruz” dedi.

Amazon’un gizlilik politikasında, Alexa’nın yazılımının, müşterinin Alexa kullanımı, karşılıklı etkileşimi ve diğer bağlantılı ürünleri kullanışıyla ilgili bir dizi veriyi şirkete sağladığı belirtiliyor. Ama şirket çalışanlarının kendi aralarında bu verilerle nasıl bir etkileşime geçtiğine dair bir açıklama sunulmuyor.

Sık sorulan sorular bölümünde, Alexa’nın tüm konuşmaları kaydetmediği, sadece ‘Alexa’, ‘Amazon’, ‘bilgisayar’ veya kendi akıllı hoparlörü ‘Echo’ gibi bir ‘uyandırma kelimesi’ geçtiğinde kayıtta bulunduğu söyleniyor.

Ancak Mayıs 2018’de ABD’nin Portland eyaletinin Oregan şehrinde bir Echo’nun bir kadının özel konuşmalarını kocasının bir müşterisine göndermesi haber olmuştu. Böyle ‘kaza’ diye açıklanan kontrolsüz faaliyetlerin mevcut olduğu biliniyor.

Diğer iki popüler ses kontrollü asistanın üreticisi Apple ve Google da kullanıcıların verdiği komutları gözden geçirmekle görevli ekip çalıştırıyor.

Ancak bu iki teknoloji devi kayıtları anonim tuttuklarını ve müşterilerin hesaplarıyla bağlantılandırmadıklarını savunuyor.

Assange, İngiltere’de kefalet kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle tutuklandı

assange

WikiLeaks’in kurucusu Avustralyalı Julien Assange, sığındığı Ekvador’un Londra Büyükelçiliği’nde polis tarafından gözaltına alınmasının ardından, çıkartıldığı mahkemede tutuklandı. Assange’ın 12 aya kadar hapis cezası alabileceği bildirildi.

Assange’ın, “kefalet kurallarını ihlal ettiği” gerekçesiyle tutuklandığı bildirildi.

Bu arada ABD Adalet Bakanlığı tarafından Assange’a isnat edilen suçlarla ilgili yeni bir açıklama yapıldı ve Assange’ın ABD’ye iade sürecinin Adalet Bakanlığına bağlı Uluslararası İlişkiler Ofisince yürütüleceği belirtildi.

Ekvador’da hükümetin değişmesi ve yeni yönetimin Assange’a verilen sığınma hakkını geri çekmesi üzerine İngiliz polisi, bu sabah gözaltı için bir operasyon başlatmıştı.

Kefaletle serbest bırakılma şartlarını ihlal etti
Westminster Ceza Mahkemesi, Assange’ın kefaletle serbest bırakılma şartlarını ihlal ettiği gerekçesiyle tutuklanmasına karar verdi. Assange’ın 12 aya kadar hapis cezası alabileceği bildirildi.

İngiltere Başbakanı Theresa May, mahkemenin tutuklama kararının öncesinde İngiliz parlamentosunda yaptığı konuşmada, “(Assange) Ekvador Büyükelçiliği’nde 7 yılın ardından kefaletle serbest bırakılma şartlarını ihlal ettiği için gözaltına alındı. Ayrıca ABD’nin iade talebiyle ilişkili olarak gözaltına alındı. Bu şu an mahkeme huzurundaki hukuki bir konu.” ifadesini kullandı.

Ekvador hükümetinin, konunun çözümlenmesindeki iş birliğinden memnuniyet duyduğunu belirten May, “Bu (Assange’ın gözaltına alınması) kimsenin yasaların üzerinde olmadığını gösteriyor.” dedi.

Ekvador’un verdiği sığınma hakkını geri çekmesinin ardından bu ülkenin Londra’daki büyükelçiliğinde gözaltına alınan Assange yerel saatle 13.29’da yoğun güvenlik önlemleri altında Westminster’daki Ceza Mahkemesine getirilmişti.

İngiliz polisi Scotland Yard’dan yapılan açıklamada, Assange’ın kefaletle serbest bırakılma şartlarına ilaveten ABD’nin iade talebi doğrultusunda gözaltına alındığını bildirmişti.

2012’den beri büyükelçilikte yaşıyordu
ABD Dışişleri Bakanlığının çok sayıda yazışmasını internet sitesi aracılığıyla kamuoyuna duyuran ve tartışmalara neden olan 47 yaşındaki Assange, 2012’den beri Londra’nın Knightsbridge semtindeki Ekvador Büyükelçiliğinin bir odasında yaşıyordu.

İngiliz mahkemesi, Assange’ın 2010’da iki kadına tecavüzle suçlandığı İsveç’e iadesine karar vermişti.

Assange, hakkındaki iade kararının ardından Haziran 2012’de İsveç’e iadesi halinde ABD’ye gönderilme riski bulunduğu için Ekvador’un Londra Büyükelçiliğine sığınmıştı.

İsveç mahkemesi, 2017’de Assange hakkındaki davaları düşürmüştü. Ekvador, Assange’ın siyasi iltica başvurusunu kabul etmiş ve vatandaşlık vermişti.

ABD’den yakın takip
Öte yandan ABD Adalet Bakanlığı, Wikileaks’in kurucusu Julian Assange’a, ABD’de Wikileaks’e belge sızdırdığı için casusluktan 35 yıl hapis cezasına çarptırılan Chelsea Manning ile gizli anlaşma yapma suçlaması yöneltti.

ABD Adalet Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, Assange’ın “ABD tarihindeki en büyük gizli bilgi hırsızlığı” olayında rol aldığı belirtildi.

Açıklamada, Wikileaks kurucusuna yönelik suçlamalara ilişkin, “Assange, ABD ordusunun eski bir istihbarat analizcisi olan Manning ile ABD Savunma Bakanlığında, hükümetin gizli belge ve iletişim için kullandığı SIPRNet adlı sisteme bağlı bilgisayarların şifrelerine ulaşmak üzere gizli anlaşma yaptı.” ifadelerine yer verildi.

Assange’ın Manning ile Wikileaks’e gizli kayıtların aktarılması için telefon görüşmeleri yaptığı aktarılan açıklamada bu görüşmeler esnasında Assange’ın kendisine daha fazla bilgi sağlaması için Manning’i cesaretlendirdiği iddia edildi.

Açıklamada Assange’ın ABD’ye iade sürecinin Adalet Bakanlığına bağlı Uluslararası İlişkiler Ofisince yürütüleceği belirtildi.

Chelsea Manning kimdir?
ABD ordusunda görevli eski asker Manning, 2010’da gizli belgeleri Wikileaks’e sızdırmış, 2013 yılında 35 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Eski ABD Başkanı Barack Obama, 7 yıldır hapiste olan Manning’i 2017 ocak ayında affetmiş, Manning aynı yılın mayıs ayında serbest kalmıştı.

Ekvador hükümeti tarafından Mart 2018’de yapılan açıklamada, sosyal medyadan gönderdiği mesajlarla ülkenin uluslararası ilişkilerini tehlikeye attığı için Assange’ın internet erişiminin kesildiği bildirilmişti.

Julian Assange’a Londra’da gözaltı

5caf105c4c96bb31568b4567

Amerikalı diplomatların gizli yazışmalarını yayınlayan WikiLeaks sitesinin kurucusu Julian Assange, Londra’da hiç dışarı çıkmadan yaşadığı Ekvador Elçiliği’nde gözaltına alındı. İngiliz polisi, kendilerini Ekvador yetkililerinin davet ettiğini açıkladı.

WikiLeaks belgelerini sızdıran Julian Assange, 2012 yılından bu yana yaşadığı Londra’daki Ekvador Büyükelçiliği’nde İngiliz polisi tarafından gözaltına alındı.

İngiliz haber ajansı Reuters’ın aktardığına göre, polisi elçilik binasına Ekvador yetkilileri davet etti. Polis açıklamasında, “Ekvador hükümetinin sığınma hakkını geri almasının ardından elçiliğe davet edildik” denildi. Ekvador Devlet Başkanı Moreno da olayın ardından yaptığı açıklamada, Assange’ın diplomatik sığınma hakkına ‘uluslararası sözleşmeleri tekrar tekrar ihlal etmesi’ nedeniyle son verildiğini söyledi.

WIKILEAKS: ULUSLARARASI HUKUK İHLALİ

WikiLeaks’ten yapılan açıklamada ise Ekvador hükümetinin adımının yasadışı olduğunun altı çizildi. WikiLeaks, Assange’ın siyasi sığınma hakkına son verilmesinin uluslararası hukuk ihlali olduğunu vurguladı.

WikiLeaks: Assange, Ekvador Büyükelçiliği’nden çıkarılacak

1035398358

Wikileaks, kurucusu Julian Assange’ın sığındığı Ekvador’un Londra Büyükelçiliği’nden günler hatta saatler içinde çıkarılacağını iddia etti.

 

Wikileaks’in Twitter hesabından yapılan açıklamada, üst düzey bir Ekvador yetkilisinin, ‘Assange’ın günler hatta saatler içinde elçilik binasından çıkarılacağını ve gözaltına alınması için İngiltere ile anlaşmaya varıldığını’ söylediği ileri sürüldü.

Wikileaks’in blog sitesindeki açıklamada ise bu kararın, Ekvador Devlet Başkanı Lenin Moreno’nun, kardeşi tarafından oluşturulan bir off shore hesabını kullandığına dair iddiaların üstünü kapatma girişimi olduğu savunuldu.

Açıklamada, Assange’nin avukatı Carlos Poveda’nın ‘INA Belgeleri olarak adlandırılan Moreno hakkındaki iddialara ilişkin sızıntılarla müvekkilinin bir ilgisinin bulunmadığını, zira artık Wikileaks’in editörü olmadığını’ dile getirdiği de belirtildi.

Ekvador Devlet Başkanı Moreno, üç gün önce yaptığı açıklamada, Wikileaks’i, özel görüşmelerini ve telefon konuşmalarını gizlice dinlemek, yıllar önce Avrupa’da çekilen kendisinin ve ailesinin fotoğraflarını sosyal medyaya sızdırmakla suçlamıştı.

6 YILDIR BÜYÜKELÇİLİKTE YAŞIYOR

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın çok sayıda yazışmasını internet sitesi aracılığıyla kamuoyuna duyuran ve tartışmalara neden olan Assange, 2012’den beri Londra’nın Knightsbridge semtindeki Ekvador Büyükelçiliği’nin bir odasında yaşıyor.

İngiliz mahkemesi, Assange’ın 2010’da iki kadına tecavüzle suçlandığı İsveç’e iadesine karar vermişti.

Assange, hakkındaki iade kararının ardından Haziran 2012’de İsveç’e iadesi halinde ABD’ye gönderilme riski bulunduğu için Ekvador’un Londra Büyükelçiliği’ne sığınmıştı.

İsveç mahkemesi 2017’de Assange hakkındaki davaları düşürmüştü. Ekvador, Assange’ın siyasi iltica başvurusunu kabul etmiş ve vatandaşlık vermişti.

Ekvador hükümeti tarafından Mart 2018’de yapılan açıklamada, sosyal medyadan gönderdiği mesajlarla ülkenin uluslararası ilişkilerini tehlikeye attığı için Assange’ın internet erişiminin kesildiği bildirilmişti.

https://tr.sputniknews.com/guney_amerika/201904051038626646-wikileaks-assange-ekvator-buyukelciligi-cikarilacak/

Yeni Zelanda cami saldırıları – Başbakan Ardern: Facebook’un beyaz milliyetçiliği ve ayrılıkçılığı engelleme kararı olumlu

New NZ Prime Minister Jacinda Ardern Visits Australia

Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, Facebook’un beyaz milliyetçiliği ve ayrılıkçılığı öven ve destekleyen paylaşımları engelleme kararını olumlu karşıladığını açıkladı.

Jacinda Ardern, bu tür içeriklerin nefret söylemi kapsamında görülmesi gerektiğini söyledi.

Ardern düzenlediği basın toplantısında, “Bu kategoriler önceden de bu kapsamda ele alınmalıydı, ama Christchurch’teki saldırının ardından bu konunun netlik kazanması olumlu bir gelişme” dedi. Söz konusu içeriklerin yayılmasını engellemeyen sosyal medya şirketlerine ceza verilmesini öngören yasalar üzerinde çalıştıklarını da belirtti.

Yeni Zelanda’da ve 50 kişinin ölümüne yol açan cami saldırılarını gerçekleştiren kişinin saldırıyı canlı yayımlaması üzerine Facebook eleştiri almıştı.

Facebook’tan engelleme kararı

Sosyal medya devi, beyaz milliyetçilik ve ayrılımcılığı tüm platformlarında engelleme kararı aldığını açıkladı.

Şirket, Facebook ve Instagram’da önümüzdeki haftadan itibaren “bu akımları öven, destekleyen ya da temsil eden” içerikleri engelleyeceklerini bildirdi.

Facebook ayrıca, bu kapsamdaki içerikleri aratan kullanıcıları sayfası üzerinde aşırı sağ radikalizmle mücadele eden yardım kuruluşlarına yönlendirecek.

Yeni Zelanda’da 15 Mart’ta iki camiye düzenlenen silahlı saldırı sırasında saldırganın Facebook’ta canlı yayın yapması, şirket üzerindeki baskıları artırmıştı.

‘Beyaz üstünlüğünü savunan içerikten farklı değil’

Facebook, bu yayını engellemediği için yoğun eleştiri almıştı.

Şirket yetkilileri, yayını canlı olarak 200’den az kullanıcının izlediğini, platformdan silinmeden önce bu videonun toplam 4000 kez izlendiğini açıklamıştı.

Sosyal medya devi daha önce bazı beyaz milliyetçi içerikleri ırkçılık kapsamında saymamış, beyaz etnik devletler kurma çağrısında bulunan bazı kullanıcılara izin vermişti. Yaptığı açıklamada bu içerikleri bazı grupların “kimliklerinin bir parçası” olarak nitelemişti.

Ancak Çarşamba günü sitede yayınladığı bir açıklama ile politikalarında değişikliğe gitti.

Şirket yetkilileri yapılan açıklamada, akademisyen ve sivil toplum kuruluşlarıyla üç aydır yürüttükleri görüşmeler sonucu beyaz milliyetçiliğin organize nefret gruplarından da beyaz üstünlüğünü savunan görüşten ayrıştırılamacağı değerlendirmesini yaptı.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47728989

FCC, 6G Testleri İçin Kullanılacak Yüksek Frekanslı Dalgaları Onayladı

fcc-gettyimages-1056182858
Federal İletişim Komisyonu (FCC), ileri teknoloji kablosuz veri iletimi testleri için yüksek frekansta dalgaların kullanımını onayladı.

Federal İletişim Komisyonu (FCC) Cuma günü oy birliğiyle, mühendislerin gelecek nesil kablosuz teknolojisinin (muhtemelen 6G) testlerine başlaması için “terahertz dalgası” (95 gigahertz – 3 terahertz) frekanslarını kullanıma açtı. Ancak bu kadar yüksek frekanslardan nasıl yararlanılacağı veya gelecekte tüketicilere ne gibi faydalar sağlayacağı henüz tam olarak net değil.

FCC, basın açıklamasında özellikle “6G” den bahsetmiyor olsa da bu frekansların kullanımı, henüz ana kullanım amacına ulaşmamış olan 5G kablosuz teknolojisinin (86 GHz’e kadar) halefinin önünü açabilir.

FCC Yönetim Kurulu Başkanı Ajit Pai, yaptığı açıklamada “Bugün, bu spektrumun verimli bir şekilde kullanılmasına yönelik büyük adımlar atıyoruz. Bu yüksek frekanslı dalgaların kullanılması yenilikçi firmalara, yeni teknolojiler geliştirmek için güçlü teşvikler sağlayacaktır” dedi.

Ancak 5G teknolojisinde olduğu gibi milimetre dalgaları üzerinden veri iletimi ve hatta 6G’de bu verinin daha kısa dalgalarla iletilmesi son derece zor bir hal alıyor. Dalga boyları kısaldıkça bağlantılar daha hassas hale geliyor ve duvarlara ve diğer engellere takılma riski artıyor.

Tüm bunların yanı sıra bu fikir hakkında net olmayan bir çok kısım var. FCC Şefi Michael O’Rielly “Hangi teknolojilerin uygulanacağı, hangi spektrumun ideal olacağı veya hangi büyüklükte kanal bloklarının gerekli olacağı konusunda büyük belirsizlik var. Bu nedenle, zamanın ne getireceğini görmek için beklemeyi destekleyebilirim. Daha sonra bir karmaşa çözmek zorunda kalmaktan iyidir” açıklamasında bulundu.

https://www.webtekno.com/fcc-6g-testleri-icin-kullanilacak-yuksek-frekansli-dalgalari-onayladi-h65081.html

Bilim insanları kuantum bilgisayarıyla zamanı tersine döndürdü

2018-12-16-image-5

Araştırmanın başını çeken Moskova Fizik ve Teknoloji Enstitüsü’den Dr Gordey Lesovik, “Zamanın termodinamik okunun tersi yönde evrilen bir durumu yapay şekilde yarattık” dedi.

Moskova Fizik ve Teknoloji Enstitüsü’den bilim insanlarının İsviçre ve ABD’den meslektaşları tarafından desteklendiği çığır açıcı bir araştırmayla kuantum bilgisayarı sayesinde zamanın yönünün geriye döndürüldüğü söyleniyor.

EVRENİN KURALLARI VE KUANTUM BİLGİSAYARI

The Independent gazetesinin haberinde bunun fiziğin temel yasalarıyla çelişir gibi gözüktüğü ve evrene hükmeden sürece dair kavrayışımızı değiştirebileceği dile getirildi. Aynı zamanda bunun kuantum bilgisayarlarını anlama sürecimizde büyük bir ilerleme anlamına geldiği belirtildi.

Scientific Reports dergisi, ‘zaman makinesi’ diye nitelediği deneyde elektronlarla kuantum mekaniğinin tuhaf dünyasının kullanıldığını aktardı. Kuantum bilgi birimi kubit, ‘bir’ ya da ‘sıfır’ yahut aynı anda her iki durumun karışık ‘süperpozisyonu’ olarak tanımlanıyor.

‘MASAYA DAĞILAN TOPLAR HAVUZA GERİ TOPLANDI’

Elektron kubitlerden oluşan tam geliştirilmemiş bir kuantum bilgisayarıyla masaya dağılan bilardo toplarının havuza geri dönmesine eşdeğer bir deney yapıldı.

Bilgisayarı izleyen herkesin bu olayı ‘zamanın geri döndürülmesi gibi’ göreceği, zamanla bu tekniğin gelişerek daha güvenli ve isabetli hale gelmesinin beklendiği öne sürüldü.

Araştırmanın başını çeken ve Moskova Fizik ve Teknoloji Enstitüsü Kuantum Fiziği Laboratuvarı’nı yöneten Dr Gordey Lesovik, “Zamanın termodinamik okunun tersi yönde evrilen bir durumu yapay şekilde yarattık” dedi. 

‘EVRİM PROGRAMINI İŞLETİNCE’

Deneyde devreye sokulan ‘evrim programı’ sayesinde kubitler sıfırlarla birlerin giderek daha karmaşıklaşan değişim şablonuna dönüştü. Bu süreçte tıpkı bilardo sopasıyla vurulan topların dağılması gibi düzen bozuldu.

‘KAOSTAN DÜZENE EVRİLDİ’

Ama ardından bir başka program kuantum bilgisayarının durumunu geriye evrilen, yani kaostan düzene evrilen şekilde modifiye etti. Böylece kubitlerin durumu orjinal başlangıç noktasına geri döndü.

The Independent gazetesi, deneyin çığır açıcılığıyla ilgili ‘fizik kurallarının hem geleceğe hem de geçmişe doğru her iki yönde işlediği, ama evrenin tek yönlü bir kuralı olduğu, termodinamiğin ikinci yasasına göre sadece düzenden düzensizliğe gidildiği’ değerlendirmesini yaptı. 

https://tr.sputniknews.com/bilim/201903131038179739-bilim-insanlari-kuantum-bilgisayariyla-zamani-tersine-dondurdu/

Meme kanserini tespit eden kan testi geliştirildi

1030491263.jpg

Meme kanseri ile mücadelede erken teşhis hayat kurtarıyor. Alman biliminsanları, meme kanserini tespit eden kan testi geliştirdiğini açıkladı. Araştırmalar testin yüzde 75 başarılı olduğunu gösteriyor.

Almanya’nın Heidelberg Üniversitesi’nden araştırmacılar meme kanserini teşhis edebilen bir kan testi geliştirdiğini duyurdu. Birkaç mililitre kan ile yapılabilen test, vücutta kanser olduğuna işaret eden biyogöstergeleri ölçüyor. HeiScreen adı verilen testin şu anki tarama teknolojilerinin tespit edemeyeceği aşamadaki kanser hücrelerini de saptayabildiğini gösteriyor.

DW’nin haberine göre, kan testi hakkında 500 meme kanseri hastası üzerinde yapılan denemeler, testin yüzde 75 başarılı olduğunu ortaya koydu. Meme kanserine yönelik kan testinin gelecek yıl kullanıma sokulması hedefleniyor.

Ancak teste şüpheyle yaklaşanlar da var. Alman Kanser Araştırmaları Merkezi’nden yapılan açıklamada araştırma sonucu hakkında köklü bir bilim dergisinde yayınlanmadan yorum yapmanın spekülatif olacağı vurgulandı.

Düsseldorf Üniversitesi’nin Kadın Hastalıkları Kliniği’ni yöneten Tanja Fehm de haberin heyecan verici olduğunu ancak kan testinin rutin kullanıma alınması için daha fazla zamana ihtiyaç olduğunu söyledi.

Erken teşhis meme kanserinde hayat kurtan öneme sahip. Erken teşhis sayesinde hastaların yaklaşık yüzde 95’i sağlığına kavuşabiliyor.

2018 yılında 627 bin kadın meme kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre bu oran geçtiğimiz yılki kanser ölümlerinin yüzde 15’ine tekabul ediyor.

Hollandalı biyologdan dünya dışı yaşam arayışı için önemli buluş

u-life

Hollandalı bir bilim insanının buluşu, dünya dışındaki yaşamın keşfi konusunda umut oldu.

Amsterdam Özgür Üniversite’de doktora öğrencisi olan biyolog Lucas Patty, organik dokunun ışıkta benzersiz bir iz bıraktığını keşfetti.

Bilim çevreleri bu buluşu, dünya dışı yaşamın yakın gelecekte keşfi konusunda önemli bir adım olarak değerlendiriyor.

Lucas Patty’nin bu hafta sunduğu doktora tezine göre, evde yetiştirilen bir çiçeğe dokunduktan sonra el feneri tutulunca, ışık bir tür tirbuşon haraketi yapıyor.

İnsan gözü bu değişimi fark edemiyor ancak Patty’nin geliştirdiği cihaz sayesinde ilk kez bu durum saptanabildi.

Hollandalı biyoloğa göre, bu tirbuşon haraketi, yaşamın karmaşası içinde bir düzen oluşturuyor. Birbirinin aynısı olan sağ ve sol elin, aralarında ayna işlevi gördüğünü belirten Patty, tıpkı eller gibi birbirinin aynısı olan moleküller bulunduğunu belirtiyor.

Canlı dokuların büyüme sırasında sürekli olarak bir şekil aldığını anlatan Hollandalı biyolog, bu yüzden ışığın karakteristik bir şekilde yansıdığını vurguladı.

Dünya yörüngesine yerleştirilecek teleskop

Lucas Patty’nin geliştirdiği aygıt, şu anda üniversite çatısından ağaçları ölçüyor. Ancak tez danışmanlarından astrobiyolog Inge – Leos ten Kate ve gökbilimci Frans Snik’e göre, bu aygıt sayesinde 20 yıl içinde dev bir teleskop aracılığıyla dünya dışı yaşam gözlenecek.

Hollanda’da yayımlanan Volkskrant gazetesine konuşan Frank Snik, “Bunu ölçerseniz, hayatı ölçersiniz” diyor. Snik’e göre, dünya dışı yaşam arayışında böyle bir yöntem henüz uygulanmadı.

Hollandalı gökbilimci “Işık spektrumuna baktığınızda, atmosfer dışında oksijen olup olmadığını anlayabilirsiniz” görüşünü dile getiriyor.

Astrobiyolog Inge – Leos ten Kate de, geliştirilen yeni tekniğin, dünya dışı yaşamın saptanması konusunda orta ve uzun vadede en umut verici yöntemlerden biri olduğunun altını çiziyor.

Tez danışmanları, henüz dünya dışı orman ya da yabancı yosunları algılamak için çok erken olduğu görüşünde. Çünkü günümüzde var olan teleskoplar, dünya dışındaki gezegenlerdeki ışığı ölçemiyor. Aradaki mesafenin çokluğu nedeniyle ışık, yıldızların parlaklığında boğuluyor.

Ancak gökbilimci Frans Snik, bu ışığı ölçebilecek hassas teleskopların önümüzdeki 10 yıl içinde bitirilmiş olacağını söylüyor. O zaman, Patty’nin buluşunu daha da geliştirip dünya dışında yaşam izlerini arayabileceklerini vurguluyor.

Bilim insanlarının hedefi, Hollandalı biyoloğun buluşunu, 2035 yılında dünyanın yörüngesine oturtulan bir teleskopla denemek.

Leiden Üniversitesi’nden astronomi profesörü Ignas Snellen ise, yeni buluşun kendi güneş sistemimiz içindeki araştırmalarda daha yararlı olabileceğini savunuyor. Snellen, Jüpiter’in uydusunda daha fazla inceleme yapmak için bu yöntemi öneriyor.

Araştırma ekibi gelecek yıldan itibaren bir uçaktan, 3 yıl içinde de Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan ölçüm yapmaya hazırlanıyor.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47265504