FCC, 6G Testleri İçin Kullanılacak Yüksek Frekanslı Dalgaları Onayladı

fcc-gettyimages-1056182858
Federal İletişim Komisyonu (FCC), ileri teknoloji kablosuz veri iletimi testleri için yüksek frekansta dalgaların kullanımını onayladı.

Federal İletişim Komisyonu (FCC) Cuma günü oy birliğiyle, mühendislerin gelecek nesil kablosuz teknolojisinin (muhtemelen 6G) testlerine başlaması için “terahertz dalgası” (95 gigahertz – 3 terahertz) frekanslarını kullanıma açtı. Ancak bu kadar yüksek frekanslardan nasıl yararlanılacağı veya gelecekte tüketicilere ne gibi faydalar sağlayacağı henüz tam olarak net değil.

FCC, basın açıklamasında özellikle “6G” den bahsetmiyor olsa da bu frekansların kullanımı, henüz ana kullanım amacına ulaşmamış olan 5G kablosuz teknolojisinin (86 GHz’e kadar) halefinin önünü açabilir.

FCC Yönetim Kurulu Başkanı Ajit Pai, yaptığı açıklamada “Bugün, bu spektrumun verimli bir şekilde kullanılmasına yönelik büyük adımlar atıyoruz. Bu yüksek frekanslı dalgaların kullanılması yenilikçi firmalara, yeni teknolojiler geliştirmek için güçlü teşvikler sağlayacaktır” dedi.

Ancak 5G teknolojisinde olduğu gibi milimetre dalgaları üzerinden veri iletimi ve hatta 6G’de bu verinin daha kısa dalgalarla iletilmesi son derece zor bir hal alıyor. Dalga boyları kısaldıkça bağlantılar daha hassas hale geliyor ve duvarlara ve diğer engellere takılma riski artıyor.

Tüm bunların yanı sıra bu fikir hakkında net olmayan bir çok kısım var. FCC Şefi Michael O’Rielly “Hangi teknolojilerin uygulanacağı, hangi spektrumun ideal olacağı veya hangi büyüklükte kanal bloklarının gerekli olacağı konusunda büyük belirsizlik var. Bu nedenle, zamanın ne getireceğini görmek için beklemeyi destekleyebilirim. Daha sonra bir karmaşa çözmek zorunda kalmaktan iyidir” açıklamasında bulundu.

https://www.webtekno.com/fcc-6g-testleri-icin-kullanilacak-yuksek-frekansli-dalgalari-onayladi-h65081.html

Bilim insanları kuantum bilgisayarıyla zamanı tersine döndürdü

2018-12-16-image-5

Araştırmanın başını çeken Moskova Fizik ve Teknoloji Enstitüsü’den Dr Gordey Lesovik, “Zamanın termodinamik okunun tersi yönde evrilen bir durumu yapay şekilde yarattık” dedi.

Moskova Fizik ve Teknoloji Enstitüsü’den bilim insanlarının İsviçre ve ABD’den meslektaşları tarafından desteklendiği çığır açıcı bir araştırmayla kuantum bilgisayarı sayesinde zamanın yönünün geriye döndürüldüğü söyleniyor.

EVRENİN KURALLARI VE KUANTUM BİLGİSAYARI

The Independent gazetesinin haberinde bunun fiziğin temel yasalarıyla çelişir gibi gözüktüğü ve evrene hükmeden sürece dair kavrayışımızı değiştirebileceği dile getirildi. Aynı zamanda bunun kuantum bilgisayarlarını anlama sürecimizde büyük bir ilerleme anlamına geldiği belirtildi.

Scientific Reports dergisi, ‘zaman makinesi’ diye nitelediği deneyde elektronlarla kuantum mekaniğinin tuhaf dünyasının kullanıldığını aktardı. Kuantum bilgi birimi kubit, ‘bir’ ya da ‘sıfır’ yahut aynı anda her iki durumun karışık ‘süperpozisyonu’ olarak tanımlanıyor.

‘MASAYA DAĞILAN TOPLAR HAVUZA GERİ TOPLANDI’

Elektron kubitlerden oluşan tam geliştirilmemiş bir kuantum bilgisayarıyla masaya dağılan bilardo toplarının havuza geri dönmesine eşdeğer bir deney yapıldı.

Bilgisayarı izleyen herkesin bu olayı ‘zamanın geri döndürülmesi gibi’ göreceği, zamanla bu tekniğin gelişerek daha güvenli ve isabetli hale gelmesinin beklendiği öne sürüldü.

Araştırmanın başını çeken ve Moskova Fizik ve Teknoloji Enstitüsü Kuantum Fiziği Laboratuvarı’nı yöneten Dr Gordey Lesovik, “Zamanın termodinamik okunun tersi yönde evrilen bir durumu yapay şekilde yarattık” dedi. 

‘EVRİM PROGRAMINI İŞLETİNCE’

Deneyde devreye sokulan ‘evrim programı’ sayesinde kubitler sıfırlarla birlerin giderek daha karmaşıklaşan değişim şablonuna dönüştü. Bu süreçte tıpkı bilardo sopasıyla vurulan topların dağılması gibi düzen bozuldu.

‘KAOSTAN DÜZENE EVRİLDİ’

Ama ardından bir başka program kuantum bilgisayarının durumunu geriye evrilen, yani kaostan düzene evrilen şekilde modifiye etti. Böylece kubitlerin durumu orjinal başlangıç noktasına geri döndü.

The Independent gazetesi, deneyin çığır açıcılığıyla ilgili ‘fizik kurallarının hem geleceğe hem de geçmişe doğru her iki yönde işlediği, ama evrenin tek yönlü bir kuralı olduğu, termodinamiğin ikinci yasasına göre sadece düzenden düzensizliğe gidildiği’ değerlendirmesini yaptı. 

https://tr.sputniknews.com/bilim/201903131038179739-bilim-insanlari-kuantum-bilgisayariyla-zamani-tersine-dondurdu/

Meme kanserini tespit eden kan testi geliştirildi

1030491263.jpg

Meme kanseri ile mücadelede erken teşhis hayat kurtarıyor. Alman biliminsanları, meme kanserini tespit eden kan testi geliştirdiğini açıkladı. Araştırmalar testin yüzde 75 başarılı olduğunu gösteriyor.

Almanya’nın Heidelberg Üniversitesi’nden araştırmacılar meme kanserini teşhis edebilen bir kan testi geliştirdiğini duyurdu. Birkaç mililitre kan ile yapılabilen test, vücutta kanser olduğuna işaret eden biyogöstergeleri ölçüyor. HeiScreen adı verilen testin şu anki tarama teknolojilerinin tespit edemeyeceği aşamadaki kanser hücrelerini de saptayabildiğini gösteriyor.

DW’nin haberine göre, kan testi hakkında 500 meme kanseri hastası üzerinde yapılan denemeler, testin yüzde 75 başarılı olduğunu ortaya koydu. Meme kanserine yönelik kan testinin gelecek yıl kullanıma sokulması hedefleniyor.

Ancak teste şüpheyle yaklaşanlar da var. Alman Kanser Araştırmaları Merkezi’nden yapılan açıklamada araştırma sonucu hakkında köklü bir bilim dergisinde yayınlanmadan yorum yapmanın spekülatif olacağı vurgulandı.

Düsseldorf Üniversitesi’nin Kadın Hastalıkları Kliniği’ni yöneten Tanja Fehm de haberin heyecan verici olduğunu ancak kan testinin rutin kullanıma alınması için daha fazla zamana ihtiyaç olduğunu söyledi.

Erken teşhis meme kanserinde hayat kurtan öneme sahip. Erken teşhis sayesinde hastaların yaklaşık yüzde 95’i sağlığına kavuşabiliyor.

2018 yılında 627 bin kadın meme kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre bu oran geçtiğimiz yılki kanser ölümlerinin yüzde 15’ine tekabul ediyor.

Hollandalı biyologdan dünya dışı yaşam arayışı için önemli buluş

u-life

Hollandalı bir bilim insanının buluşu, dünya dışındaki yaşamın keşfi konusunda umut oldu.

Amsterdam Özgür Üniversite’de doktora öğrencisi olan biyolog Lucas Patty, organik dokunun ışıkta benzersiz bir iz bıraktığını keşfetti.

Bilim çevreleri bu buluşu, dünya dışı yaşamın yakın gelecekte keşfi konusunda önemli bir adım olarak değerlendiriyor.

Lucas Patty’nin bu hafta sunduğu doktora tezine göre, evde yetiştirilen bir çiçeğe dokunduktan sonra el feneri tutulunca, ışık bir tür tirbuşon haraketi yapıyor.

İnsan gözü bu değişimi fark edemiyor ancak Patty’nin geliştirdiği cihaz sayesinde ilk kez bu durum saptanabildi.

Hollandalı biyoloğa göre, bu tirbuşon haraketi, yaşamın karmaşası içinde bir düzen oluşturuyor. Birbirinin aynısı olan sağ ve sol elin, aralarında ayna işlevi gördüğünü belirten Patty, tıpkı eller gibi birbirinin aynısı olan moleküller bulunduğunu belirtiyor.

Canlı dokuların büyüme sırasında sürekli olarak bir şekil aldığını anlatan Hollandalı biyolog, bu yüzden ışığın karakteristik bir şekilde yansıdığını vurguladı.

Dünya yörüngesine yerleştirilecek teleskop

Lucas Patty’nin geliştirdiği aygıt, şu anda üniversite çatısından ağaçları ölçüyor. Ancak tez danışmanlarından astrobiyolog Inge – Leos ten Kate ve gökbilimci Frans Snik’e göre, bu aygıt sayesinde 20 yıl içinde dev bir teleskop aracılığıyla dünya dışı yaşam gözlenecek.

Hollanda’da yayımlanan Volkskrant gazetesine konuşan Frank Snik, “Bunu ölçerseniz, hayatı ölçersiniz” diyor. Snik’e göre, dünya dışı yaşam arayışında böyle bir yöntem henüz uygulanmadı.

Hollandalı gökbilimci “Işık spektrumuna baktığınızda, atmosfer dışında oksijen olup olmadığını anlayabilirsiniz” görüşünü dile getiriyor.

Astrobiyolog Inge – Leos ten Kate de, geliştirilen yeni tekniğin, dünya dışı yaşamın saptanması konusunda orta ve uzun vadede en umut verici yöntemlerden biri olduğunun altını çiziyor.

Tez danışmanları, henüz dünya dışı orman ya da yabancı yosunları algılamak için çok erken olduğu görüşünde. Çünkü günümüzde var olan teleskoplar, dünya dışındaki gezegenlerdeki ışığı ölçemiyor. Aradaki mesafenin çokluğu nedeniyle ışık, yıldızların parlaklığında boğuluyor.

Ancak gökbilimci Frans Snik, bu ışığı ölçebilecek hassas teleskopların önümüzdeki 10 yıl içinde bitirilmiş olacağını söylüyor. O zaman, Patty’nin buluşunu daha da geliştirip dünya dışında yaşam izlerini arayabileceklerini vurguluyor.

Bilim insanlarının hedefi, Hollandalı biyoloğun buluşunu, 2035 yılında dünyanın yörüngesine oturtulan bir teleskopla denemek.

Leiden Üniversitesi’nden astronomi profesörü Ignas Snellen ise, yeni buluşun kendi güneş sistemimiz içindeki araştırmalarda daha yararlı olabileceğini savunuyor. Snellen, Jüpiter’in uydusunda daha fazla inceleme yapmak için bu yöntemi öneriyor.

Araştırma ekibi gelecek yıldan itibaren bir uçaktan, 3 yıl içinde de Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan ölçüm yapmaya hazırlanıyor.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47265504

İngiltere’de kanser hücrelerine sızan ilacın denemeleri başarılı oldu

_105570897_gettyimages-1316392

İngiltere’de yeni geliştirilen bir kanser ilacının hastalığı ilerlemiş kişiler için umut olabileceği belirtiliyor.

Bilim insanları hastalıkları ilaca tepki vermeyen 150 kişi üzerinde denenen “TV” (Tisitumab Vedotin) adlı ilacın kanser hücrelerine sızarak hücrelere içeriden saldırdığını söylüyor.

İlacın 6 aya kadar etkili olduğu ifade ediyor.

Merkezi Londra’da bulunan Kanser Araştırmaları Enstitüsü ile Royal Marsden Kanser Hastanesi uzmanlarının birlikte geliştirdiği ilaç, akciğer, rahim ağzı, mesane ve yumurtalık dahil toplam altı kanser türünde denendi.

Mesane kanseri hastalarının yüzde 27’sinde olumlu sonuç alındı.

Sonuçları Lancet Oncology adlı tıp dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, mesane kanseri hastalarının yüzde 27’si, rahim ağzı kanseri hastalarının da yüzde 26’sı tedaviye olumlu yanıt verdi.

Özofagus kanseri ve küçük hücreli akciğer kanseri hastalarında bu oran yüzde 13 oldu. Endometriyal kanserli hastaların yüzde yedisinde tömürün küçüldüğü ya da büyümesinin durduğu görüldü.

Şimdi araştırma, bağırsak ve pankreas kanseri hastalarını da kapsayacak şekilde genişletiliyor.

Araştırmada, bu ilaca yanıt verebilecek hastaları belirlemek amacıyla marker’lar da test ediliyor.

Uzmanlara göre, bir antikora iliştirilen TV, doku faktörü adı verilen reseptörü hedef alıyor. Birçok kanser hücresinin yüzeyinde yüksek seviyede doku faktörü bulunuyor. İlacın daha sonra, girdiği hücreleri parçaladığı belirtiliyor.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47171750

Erken boşalmayı önleyen yeni ilaç:Cligosiban

Cligosiban

“Aşk hormonu” oksitosinin salgılanması engellemek için geliştirilen yeni ilaç, yakın zamanda erken boşalma sorunu yaşayan erkekler için çare bulunabilir.
Yapılan testlere göre yeni ilaç sayesinde erken boşalma sorunu yaşayan erkeklerin birliktelikleri 4 katına kadar uzayabiliyor.
The Sun’ın haberine göre 200’den fazla erkek “Cligosiban” denen ilacın klinik testlerine katılıyor.
Araştırmalara göre dünyada her üç erkekten biri erken boşalma sorunu yaşıyor. NHS’nin yaptığı bir araştırmaya göre erkeklerin ortalama süresi 5 buçuk dakika, bu testlere katılanların ise 30 saniye.
Bu yeni ilaç oksitosin salınımı engelliyor. Oksitosin seks ve aşk hayatımızda çok önemli bir rol oynuyor.
416

Bu yeni ilaç oksitosin salınımı engelliyor. Oksitosin seks ve aşk hayatımızda çok önemli bir rol oynuyor.
Oksitosin oranları seks sırasında artarak, orgazmın meydana gelmesinde rol oynuyor.
516

Oksitosin oranları seks sırasında artarak, orgazmın meydana gelmesinde rol oynuyor.
İlaç, vücuttaki oksitosin oranını azaltarak erkeklerin orgazma ulaşma süresini uzatıyor.
616

İlaç, vücuttaki oksitosin oranını azaltarak erkeklerin orgazma ulaşma süresini uzatıyor.
“Aşk”, “kucaklama” veya “güven” hormonu oksitosin beyinde hipotalamus tarafından üretiliyor, ardından hipofiz bezine transfer ediliyor, hipofiz bezi de oksitosini kan akışına bırakıyor.
716

“Aşk”, “kucaklama” veya “güven” hormonu oksitosin beyinde hipotalamus tarafından üretiliyor, ardından hipofiz bezine transfer ediliyor, hipofiz bezi de oksitosini kan akışına bırakıyor.
Oksitosin ayrıca bir nörotransmitterdir, oksitosin reseptörleri vücut genelindeki hücrelerin üzerinde bulunur. Bu hormonun seviyeleri hem stresli hem de sosyal açıdan bağlayıcı deneyimler sırasında yükselmeye meyillidir.
816

Oksitosin ayrıca bir nörotransmitterdir, oksitosin reseptörleri vücut genelindeki hücrelerin üzerinde bulunur. Bu hormonun seviyeleri hem stresli hem de sosyal açıdan bağlayıcı deneyimler sırasında yükselmeye meyillidir.
Oksitosin, doğum sırasında ve meme uçlarının uyarılmasından sonra büyük miktarlarda üretilir, dolayısıyla doğumda ve emzirmede kolaylaştırıcı bir görev üstlenir.
916

Oksitosin, doğum sırasında ve meme uçlarının uyarılmasından sonra büyük miktarlarda üretilir, dolayısıyla doğumda ve emzirmede kolaylaştırıcı bir görev üstlenir.
Dokunma yoluyla basit bir vücut teması hem sizin beyninizin hem de temas ettiğiniz partnerinizin beyninin düşük seviyelerde oksitosin üretmesini sağlayacaktır.
1016

Dokunma yoluyla basit bir vücut teması hem sizin beyninizin hem de temas ettiğiniz partnerinizin beyninin düşük seviyelerde oksitosin üretmesini sağlayacaktır.
Bazı yiyecekler (özellikle de elma, zencefil, erik, buğday, domates, bezelye, sarımsak, güvey otu, yumurta, muz ve biberler gibi fitoöstrojen içeren yiyecekler) oksitosin üretimini tetikleyebilir; psikolojik destek, empati ve şefkat de öyle. Oksitosin, güven oluşturmada çok önemli bir beyin bileşenidir, güven de duygusal ilişkilerde çok önemlidir.
1116

Bazı yiyecekler (özellikle de elma, zencefil, erik, buğday, domates, bezelye, sarımsak, güvey otu, yumurta, muz ve biberler gibi fitoöstrojen içeren yiyecekler) oksitosin üretimini tetikleyebilir; psikolojik destek, empati ve şefkat de öyle. Oksitosin, güven oluşturmada çok önemli bir beyin bileşenidir, güven de duygusal ilişkilerde çok önemlidir.
Oksitosin, cinsel uyarım yaratmaya yardımcı olur ve erkeklerin ereksiyonlarını sürdürmesini sağlar.
1216

Oksitosin, cinsel uyarım yaratmaya yardımcı olur ve erkeklerin ereksiyonlarını sürdürmesini sağlar.
Boşalma sırasında erkeklerde oksitosin içeren bir beyin kimyasalları kokteyli üretilir.
1316

Boşalma sırasında erkeklerde oksitosin içeren bir beyin kimyasalları kokteyli üretilir.
Bu kimyasallar partnerler arasındaki bağı kuvvetlendirebilir, bu da çiftlerin daha büyük bir yakınlık ve bağlılık hissi oluşturmasına yardım eder.
1416

Bu kimyasallar partnerler arasındaki bağı kuvvetlendirebilir, bu da çiftlerin daha büyük bir yakınlık ve bağlılık hissi oluşturmasına yardım eder.
Oksitosinin, dopamin ve norepinefrin ile birlikte, uzun dönem ilişkilerde hayati önem taşıdığına inanılır.
1516

Oksitosinin, dopamin ve norepinefrin ile birlikte, uzun dönem ilişkilerde hayati önem taşıdığına inanılır.
Oksitosin doğum sırasında sancı üretmeye ve emzirmeye yardımcı olmakla kalmıyor; çalışmalar onun korku, depresyon, bağımlılık, otizm ve anoreksi gibi psikolojik sorunların üstesinden gelinmesinde oynadığı rolü de araştırıyor.
1616

Oksitosin doğum sırasında sancı üretmeye ve emzirmeye yardımcı olmakla kalmıyor; çalışmalar onun korku, depresyon, bağımlılık, otizm ve anoreksi gibi psikolojik sorunların üstesinden gelinmesinde oynadığı rolü de araştırıyor.

İsrailli bilim insanları: Kanseri yok eden ilacı bulduk!

 

 

bettertestimage

İsrailli bir grup bilim insanı ‘tüm kanser türlerine etki edecek tedavi yöntemi geliştirdiklerini’ iddia etti. Araştırma ekibi tarafından ‘tedavinin 1 yıl içerisinde hazır olacağı’ açıklandı.

 İsrailli bilim insanlarından oluşan küçük bir grup araştırmacı, ‘kanserin tüm türlerini kökten yok edebilecek bir yöntem bulduklarını’ iddia etti.

Araştırmayı yürüten, 2000 yılından beri faaliyet gösteren AEBi şirketinin sahibi Dan Aridor tarafından yapılan açıklamada “1 yıl içerisinde kanserin tedavisini hazır hale getireceğimize inanıyoruz” dendi.

Jerusalem Post’un haberine göre, Aridor açıklamasına “Kanser tedavi yöntemimiz, ilk günden itibaren etkisini gösterecek ve birkaç haftayı takiben uygulanacak. Günümüzdeki kemoterapi vb. gibi yöntemler gibi olmayan bu yeni tedavide neredeyse hiçbir yan etki görülmeyecek” sözleriyle devam etti.

Dünya genelinde her yıl 18.1 milyon insan kanser hastalığına yakalanırken, her 6 ölümden 1’inin nedeninin yine kanser olması, hastalığı çağımız için oldukça önemli kılmakta.

‘PEPTİD’ ADI VERİLEN PROTEİNLER, KANSER HÜCRELERİNİ YOK EDECEK

Tüm tedavilerin kanser hücrelerinin belirli bir noktasını hedef aldığını belirten uzmanlar, kanser hücrelerinin mutasyon geçirerek bağışıklık kazandığını belirledi.

Noktasal yaklaşım yerine tümden imha yöntemini seçen araştırmacılar, “MuTaTo” adını verdikleri tedaviyi spagettiye veya ahtopota benzetti. Çünkü bu tedavi ile diğer büyük moleküllerin erişemediği yerlere erişilebiliyor.

Kanser hücrelerini yok etmek için üretilen proteinlere “Peptid” adı verildi. 12 amino asit uzunluğunda olan ve çok farklı kombinasyonlarda üretilen bu proteinler, kanser hücrelerine üç yönden saldırıyor. Bu şekilde tüm savunmalarını aynı anda etkisiz hale getirebiliyor. Ayrıca şirketin CEO’su ve araştırma ekibinden doktor Ilan Morad bu noktada, “Tedavinin mutasyonlardan etkilenmeyeceğinden emin hale geldik” açıklamasını yaptı.

Doktorlar, yöntemi AIDS tedavisinde kullanılan ilaç kokteyline benzetiyor. Ancak bu proteinler sağlıklı hücrelere zarar vermiyor ve AIDS hastalarındaki, hastalığı taşıma durumunun aksine, MuTaTo tedavisi ile hasta olan hücreler yok edilecek.

FARELER ÜZERİNDE YÜZDE 99.9 BAŞARI SAĞLANDI

Araştırmacılar hastalardan alınacak örneğe göre hazırlanacak “protein kokteyli” ile kanserin birkaç haftada tamamen yok edileceğini söylüyor. Fareler üzerinde yüzde 99.9 başarı sağlayan tedavinin sonuçlarının tekrarlanabilir ve stabil olduğu belirtildi.

İnsanlığın tespit ettiği en dirençli bakteri Arktik’te oraya çıktı

1019141486

Dünya’nın kuzeyinde bulunan Arktik bölgesinde, insanlığın bu güne kadar keşfettiği ve antibiyotiğe en dirençli bakteri olarak bilinen bir ‘superbug’ (süper bakteri) bulundu.

İlk olarak Hindistan kökenli İsveçli bir hastanın 2008 yılında Delhi’ye yaptığı bir ziyaret sırasında Delhi’de tespit edilen ‘The New Delhi Metallo-beta-lactamase-1 geni (blaNDM-1)’ isimli bakteri, daha sonraları 2010’da Delhi sokaklarındaki yüzey suyunda da tespit edilmişti.

Aynı bakterinin, Norveç’in Kuzey Kutup Dairesi sınırında bulunan Svalbard topraklarında ortaya çıkarılması ise şaşkınlık yarattı. Söz konusu süper bakterinin, 12.870 kilometre uzaklıkta bulunan Delhi’den bu bölgeye nasıl geldiği bilinmiyor. Ancak, öne çıkan ihtimaller arasında bakterinin göçmen kuşlar veya insanlar eliyle taşınması yer alıyor.

131 ANTİBİYOTİĞE DİRENÇLİ

Svalbard’daki sekiz bölgeden toplanan 40 toprak örneği üzerinden elde edilen bakterinin ayrıca, toplamda 131 antibiyotiğe dirençli olduğu tespit edildi.

Toplanan örneklerin yüzde 60’ından fazlasında bulunan ve incelemeye alınan bu dirençli bakteri ise insan sağlığı için ciddi tehlikeler barındırıyor.

‘SAVAŞ VEYA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KADAR BÜYÜK BİR TEHLİKE’

Dünya Ekonomik Forumu’nda konuyla ilgili konuşan İngiltere Sağlık Bakanı Matt Hancock, “Antimikrobik direnç, insanlık için savaş veya iklim değişikliği kadar büyük bir tehlike oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

Antibiyotik dirençli bakterilerin çoğalması ve yayılması halinde, ameliyatlar oldukça riskli hale gelebilir ve tehlike insanlığın tıbbi önlemlerini alt edebilecek seviyeye erişebilir. Konuyla ilgili olarak uluslararası bir strateji belirlenmediği, antibiyotik kullanımı en azından kısmen azaltılamadığı ve özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki küresel sağlık önlemleri artırılmadığı sürece, süper bakterilerin 2050 yılına kadar yılda 10 milyon kişiyi öldürebilecek seviyeye geleceği öngörülüyor.

‘PROBLEM POLİTİK HALE GELECEK’

Bu tehlikenin meydana gelmesinde en çok etkili olan unsurlar ise, insanlarda gereksiz yere ve hayvanlarda aşırı antibiyotik kullanımı ve hijyen sorunu olarak sıralanıyor.

Svalbard’daki araştırma ekibine liderlik eden Newcastle Üniversitesi ekosistem mühendisliği profesörü David Graham, insanlığın karşı karşıya olduğu tehlikenin sebeplerine ilişkin şunları söyledi:

“İnsanların aşırı antibiyotik kullanımıyla yaptıkları şey, daha önce hiç bulunmayan dirençli bakteriler yaratmak oldu. Bölgesel stratejiler yeterli olmayacaktır, daha global düşünmeliyiz. Problem, politik hale gelecek”

Yapay zekâ ile yeni bir insan türü keşfedildi

1034535726

Yapay zekâ algoritması ile bilinmeyen bir insan türü keşfedildi. Söz konusu insan türünün DNA’sı, günümüz Asyalılarınınkiyle benzerlik gösteriyor. Algoritmanın arkeologları işinden edebileceği düşünülüyor.

Nature Communications adlı bilim dergisinde, ezber bozan bir araştırma yayınlandı. Makalede, yeni ortaya çıkan, Neandertal ve Denisovan türlerinden melezlenmiş gizemli bir insan türünün var olduğu ileri sürüldü. Söz konusu türün, Afrika’dan göç eden modern Asya ırkına benzediği tespit edildi.

Yeni tür, bazı Avrupa enstitülerinden araştırmacıların günümüz Asyalılarının DNA’sını kullanarak geliştirdiği bir yapay zekâ algoritması tarafından keşfedildiği belirtildi.

YAPAY ZEKA ARKEOLOGLARI İŞİNDEN EDEBİLİR

Söz konusu yenilik, insanlığın evrimini daha iyi anlamak üzere kullanılabilir ve arkeologluğun ‘geleceği olmayan meslekler’ listesine eklenmesine yol açabilir.

Centre for Genomic Regulation tarafından yapılan açıklamada, “Söz konusu çalışma; kullanılan teknolojinin biyoloji, genom ve evrim alanlarındaki diğer çıkmazların çözümünde kullanılmasını sağlayacaktır” denildi.

Neandertal türünün kökeni Avrupa’ya; Denisovan türünün kökeni ise Sibirya, Güney Asya ve Okyanusya’ya dayanıyor. Bu gizemli insan türünün, on binlerce yıl önce Afrika’dan göç eden modern Asya ırkıyla karşılaştığı ve ırklarının karıştığı tahmin ediliyor.

Pompeu Fabra Üniversitesi’nde bölüm başkanı olan araştırmacı Jaume Bertranpetit, “8 bin yıl evvel, insan ırkı Afrika’dan göç etti. Bunların bir kısmı ise günümüz modern insanlarını meydana getirdi. Afrika kıtasını terk ederek diğer kıtalara göç eden insanlar, günümüz nüfusunu var etti. Bu tarihten sonra da söz konusu tür, Afrika harici diğer kıtalara yerleşerek Neandertal türüyle birleşti ve melez bir tür meydana geldi” açıklamasını yaptı. Ancak üçüncü bir türle melezlenmeye dair bir kanıta şimdiye dek ulaşılamamıştı.

Günümüz Asyalılarının DNA’ları, söz konusu karışmayı ve üçüncü bir gizemli ırkın var oluşunu yansıtır nitelikte. Ancak araştırmacılar henüz net bir açıklama yapamıyorlar. Yapay zekânın çığır açan algoritması, farklı memeli türlerinin sinir sistemlerine dair modelleri algılayabiliyor ve insanların atalarının tarihsel gelişim süreçlerini resmedebiliyor.

İskoçyalı uzmanlar kanser ilacı yumurtlayan tavuk yetiştirdi

1029550348

İskoçyalı araştırmacılar, bazı kanser türleri ve eklem iltihaplanmalarıyla mücadelede kullanılabilecek ilaçlar yumurtlayabilen, genetiğiyle oynanmış tavuklar üretti.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre, İskoçyalı araştırmacılar bazı kanser türleri ve eklem iltihaplanmalarıyla mücadelede kullanılabilecek ilaçlar yumurtlayabilen, genetiğiyle oynanmış tavuklar üretti. Söz konusu ilaçların üretimi, ilaç şirketlerinin şu anda yaptıklarına kıyasla 10 ila 100 kat daha ucuz.

Uzmanlar, tavukların yumurtlamasıyla ilaç üretimin ticari boyutlarda yapılabileceğine inanıyor.

Edinburgh’taki Roslin Teknolojileri’den Dr. Lissa Herron tavukların çiftliktekilere kıyasla, daha çok acı çekmediklerini veya “şımartılmadıklarını” söyledi.

Herron “Çok büyük kümeslerde yaşıyorlar. Yüksek eğitimli teknisyenler tarafından günlük suları ve yemleri veriliyor ve çok rahat bir aşam sürüyorlar. Tavuklar sadece normal bir şekilde yumurtluyor. Sağlıklarını herhangi bir şekilde etkilemiyor. Sadece yumurtluyorlar” dedi.