İnsan evrimine dair bilinenleri değiştiren keşif

_96388524_figure-11-philipp-gunz-mpi-eva-leipzig

İnsanların 200 bin yıl önce Doğu Afrika’da “insanlığın beşiği” olarak tanımlanan tek bir noktadan dünyaya yayıldığı fikri yeni bir araştırmaya göre artık geçerli değil.

Kuzey Afrika’da bulunan beş yeni Homo Sapiens (modern insan) fosili, ilk insanların tahmin edilenden 100 bin yıl önce ortaya çıktığını gösteriyor.

Yeni bulgulara göre insanların evrimi Afrika kıtasının çeşitli noktalarından eşzamanlı olarak gerçekleşti.

Bilim insanlarının bu son araştırması, Nature dergisinde yayınlandı.

Almanya’daki Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’nden (MPI) Prof. Jean-Jacques Hublin, bu keşfin insanlığın ortaya çıkışına dair ders kitaplarının baştan yazılmasına yol açacağını söylüyor:

“İnsanların Afrika’da bir ‘cennet bahçesinden’ hızlıca yayıldığı düşüncesinin doğru olmadığını gördük. Bizim görüşümüz insanların Afrika kıtası çapında zamana yayılan bir evrim geçirdiği yönünde. Eğer bir cennet bahçesinden bahsedeceksek bu bütün Afrika olmalı.”

Paris’teki College de France’da düzenlediği bir basın toplantısında konuşan Prof. Hublin, Fas’ın Jebel Irhoud bölgesinde buldukları fosil kalıntılarını gazetecilere gururla gösterdi.

Fosillerin arasında kafatası, diş ve uzun kemiklere ait parçalar bulunuyor.

1960’larda da aynı bölgede kemikler bulunmuş, bunlar Homo Sapiens’in yakın akrabası sayılan Neanderthallerin Afrika’daki grubundan kalan 40 bin yıllık kemikler olarak tanımlanmıştı.

Bu bulgulardan hiçbir zaman tatmin olmayan Prof. Hublin, MPI ekibine katılarak bu mağarayı tekrardan incelemeye aldı ve 10 yılın ardından çok farklı bir hikaye anlatan kanıtlarla ortaya çıktı.

Gelişmiş teknolojik yöntemlerle elde edilen veriler, kemiklerin 300 ile 350 bin yıllık olduğunu ve kafataslarının modern insanlarınkiyle neredeyse aynı olduğunu ortaya koyuyor.

Kafataslarının günümüzdeki insanlardan farkı ise biraz daha çıkık kaş çıkıntıları ve biraz daha küçük beyin hacmi.

Prof. Hublin’in kazı ekibi, bu insanların taştan aletler yaptığı ve ateşi kullanmayı öğrendiğini de ortaya çıkardı. Yani bu insanlar hem modern insanlar gibi görünüyor hem de modern insanlar gibi davranıyordu.

Bugüne kadar türümüze ait ilk fosiller Etiyopya’nın Omo Kibish bölgesinde ortaya çıkarılan 195 bin yıllık fosillerdi.

Prof. Hublin “Artık ilk insanların ortaya çıkış hikayesini baştan yazmamız gerekecek” dedi hınzırca bir gülüşle.

Türümüz evrilmeden önce Afrika’da birbirinden farklı, çok sayıda insan türü yaşıyordu. Hepsinin kendine özgü güçlü ve zayıf yanları vardı. Tıpkı diğer hayvanlar gibi zaman içinde geçirdikleri evrim sonucu yavaşça görünüşlerini değiştiriyorlardı. Bu süreç yüz binlerce yıla yayılıyordu.

Buna karşın, Prof. Hublin’in bulguları öncesinde, bilim dünyasındaki ana akım görüş ilk modern insanların Doğu Afrika’da 200 bin yıl önce ansızın ortaya çıktığı yönündeydi. Buna göre ilk modern insanlar bir anda günümüzdeki insanın görünüşüne kavuşmuştu ve yalnızca o noktadan sonra dünyaya yayılmaya başlamıştı. Fakat Prof. Hublin’in bulguları bu anlatıyı değiştirdi.

Jebel Irhoud, Afrika’da 300 bin yıl geriye uzanan antik arkeolojik bölgelerin tipik özelliklerini taşıyor. Bu bölgelerde benzer araçlar ve ateş kullanımını gösteren kanıtlar bulunmuştu.

Bu alanda çalışan çoğu uzmanın insan türünün 200 bin yıl önce ortaya çıktığını düşünmesi nedeniyle bu araçların modern insanlardan önceki türler tarafından kullanıldığı varsayılıyordu. Fakat Jebel Irhoud’daki bulgular, bunların o dönemde yaşayan modern insanlardan kaldıklarını anlamamızı sağladı.

Afrika dışında da olabilir

Araştırmayı yürüten ekipten Dr. Shannon McPhearon da “ilk insanın kökeninin Fas olduğunu söylemiyoruz. Zira benzer bulgular Afrika’ya yayılan 300 bin yıllık pek çok mağarada var” dedi.

Araştırmaya dahil olmayan Londra’daki Doğal Tarih Müzesi’nden Prof. Chris Stringer da BBC’ye “Artık insanlığın tek bir beşiği olduğu düşüncesinden vazgeçmemiz lazım” diye konuştu.

Stringer o yıllarda Homo Sapiens’lerin Afrika dışında da yaşıyor olabileceğini söyledi:

“İsrail’de bulunan ve muhtemelen aynı dönemden kalan fosiller de Homo Sapiens’in gelişmekte olduğu döneme ait diye tanımlayabileceğimiz özellikler sergiliyor.”

Prof. Stringer daha küçük beyne, daha büyük surata, daha belirgin kaş çıkıntılarına ve daha büyük dişlere sahip olan ilk insanların da Homo Sapiens sınıfına girebileceğine ve bu insanların yarım milyon yıl önce yaşıyor olabileceğine dikkat çekti.

Reklamlar

“Hobbit“lerin ataları bulundu

hobbit

Hobbit olarak da adlandırılan cüce insan Homo floresiensis’in atalarının Endonezya’daki bir adada yaşadığı tespit edildi.

Hobbit olarak da bilinen Homo floresiensis’in atalarının yaklaşık 700 bin yıl önce Endonezya’daki bir adada yaşadığı tespit edildi.

Nature dergisinde yayınlanan araştırma kapsamında, bir yetişkin ve iki çocuğa ait kemik ve diş kalıntıları incelendi.

Çalışmanın yazarlarından, Avustralya’nın Queensland eyaletindeki Griffith Üniversitesi’nden Adam Brumm, “Hobbitler gerçekti. Dejenere olmuş modern insan değildi“ şeklinde konuştu.

Flores Adası’ndaki keşif, bir adada yeterli kaynak bulunmadığında insanların boyutunun küçüldüğüne bir kanıt olarak görülüyor.

Bugüne dek “ada cüceliği” olarak adlandırılan fenomen sadece hayvanlarda bulunmuştu. Örneğin Flores Adası’nda mini bir fil türünün yaşadığı keşfedilmişti. Ancak bu mini filin soyu mini insanlar tarafından avlanması sonucu tükenmişti.

Hobbitlerin bizden farklı kendine has bir insan türü olduğunu kaydeden Brumm, artık gezegende yaşamadıklarını söyledi.

Hobbitlerin hangi türden geldiği henüz bilinmiyor.

kaynak:http://www.dw.com/tr/

Evrim Teorisi’ne Yeni Bir Yaklaşım

evrim-kalinti

 

Gezegenimizin 250 milyon yıl önce nasıl bir yer olduğunu hayal etmek zor.

Dünya zaten 250 milyon yıl önce kitlesel yokoluş dönemi Permiyen’i geçirmiş, kara ve denizlerdeki karmaşık ekosistemlerin yüzde 95‘ini yitirmişti.

Bundan birkaç milyon yıl sonra ise Triyasik dönemin daha başlarında Dünya, yeni bir kitlesel yokoluş evresinden daha geçti. Bu evreye Smithian-Spathian deniyor.

Bu dönemde Dünya’ya en büyük zararı, yükselen sıcaklıklar verdi.

Dünya’nın Triyasik devirde, uzayda dev bir eriyik top olduğu gençlik döneminden sonraen yüksek sıcaklıklara eriştiğine dair kanıtlar mevcut.

Ortalama sıcaklıklar karada 50 ila 60, okyanuslardaysa 40 Santigrad dereceye çıktı.

Bunun sonucunda ekvatorun kuzey ve güneyine uzanan kilometrekarelerce alan, ölü bölgeye dönüştü.

Hayatta kalmayı başaran hayvanlar, kuzey ve güneye, daha serin iklimlere göç edenler oldu.

Hızla değişen dünyaya uyum sağlamak

Her iki kitlesel yokoluş dönemini de atlatmayı başaran nadir deniz canlılarından biri, ihtiyozorlardı.

İhtiyozorlar, pleziozor ve pliozor gibi diğer büyük deniz predatörleri, ilk kitlesel yokoluştan sonra Triyasik dönemde sulara geri döndü.

Ve Bristol Üniversitesi’nden paleontologların yaptığı yeni bir araştırma, ihtiyozorların sulardaki yeni tür canlılardan beslenmek için hızla evrim geçirdiğini gösteriyor.

Araştırmanın yazarlarından Tom Stubbs, Triyasik deniz sürüngenlerinin beslenmeyle ilgili geçirdiği morfolojik evrimin daha sonraki Mezozoik devirde sürmediğini söylüyor.

Ancak ihtiyozorların geçirdiği evrimin ikinci büyük kitlesel yokoluştan sonra hızla ilerlediğine dair yeni kanıtlar bulundu.

Büyük değişim, büyük evrim

Çinli ve Amerikalı bilim insanları, kısa süre önce, ihtiyozorların geçirdiği evrimi ve adaptasyonu kanıtlayan son derece ilginç yeni bir fosili tanıttı.

Yeni yayınlanan araştırma, Sklerokormus Parviceps adı verilen yeni bir ihtiyozor türüne odaklanıyor. Bu ihtiyozor türü, ihtiyozor deyince genellikle akla gelen Loch Ness canavarı türü canlılardan çok farklı.

Sklerokormus, çoğu ihtiyozorun sahip olduğu timsahsı diş ve çene yapısı yerine daha kısa bir burun yapısına sahip.

Bu sürüngenin aynı zamanda balıklarınkine benzer paletli kuyruk yerine kamçıya benzer bir kuyruğu var.

Ancak sklerokormusun en büyük özelliği, dişsiz bir ağza sahip olması. Uzmanlara göre kısa burnu ise deniz tabanındaki besinleri emmeye yarıyor olabilir.

Chicago’daki Field Doğa Tarihi Müzesi’nden araştırmacı ve yazar Olivier Rieppel, bu dinazorların ortaya çok hızlı çıktığı görüşünde. Uzmana göre sklerokormusun evrimleşmesi, Spatian devrinde daha da hızlandı.

Rieppel, bu bulguların, Spatian devrindeki sularda bulunan ekolojik çeşitliliğin daha önce düşünüldüğünden çok daha fazla olması açısından önemli olduğunu söylüyor.

Bu bulgular aynı zamanda evrimin nasıl oluştuğuna dair anlayışı da değiştirecek nitelikte. Charles Darwin’in evrim modelinin uzun zaman içinde küçük, adım adım değişimlere dayandığını hatırlayan Rieppel, yeni bulguların evrimin çok daha hızlı gerçekleştiğini gösterdiğini söylüyor.

 

kaynak:http://www.amerikaninsesi.com