Laboratuvarda yüzde 100 gerçek et üretildi

1029989653

Memphis Meats adlı şirketin laboratuvar ortamında orjinaliyle tamamen aynı tadı veren dana, tavuk ve ördek eti üretmeyi başardığı öğrenildi.

Hiçbir hayvanı öldürmeden, tamamen laboratuvar ortamında üretilen ete ‘temiz et’ adı verildiği belirtildi.

Az sayıda hayvan hücresi numunesinin kendini büyük demir hazneler içerisinde yeniden üretmesiyle oluşturulan ‘temiz et’in ‘yüzde 100′ gerçek et tadı verdiği, antibiyotik ve enterobakteri türlerinden de muaf olduğu ifade ediliyor.

22 MİLYON DOLAR BAĞIŞ TOPLADI

Memphis Meats’in şimdiye kadar 22 milyon dolar bağış topladığı söylenirken, bağışın önemli bir kısmının ünlü yatırımcılar Bill Gates, Richard Branson ve ünlü gıda şirketi Cargill’den geldiği belirtildi. Mosa Meat ve SuperMeat gibi alandaki diğer şirketler de ‘temiz et’i piyasaya sürmek için Memphis Meat ile rekabet içerisine girdi.

Branson konuyla ilgili Bloomberg’e yaptığı açıklamada “30 yıl içerisinde hiçbir hayvanı öldürmek zorunda kalmayacağımıza ve elde edilen etin temiz et veya bitkilerden elde edilen et olacağına inanıyorum. Hem tadı bildiğimiz etle tıpatıp aynı olacak hem de daha sağlıklı olacak” ifadelerini kullandı.

MALİYETİNİN DÜŞÜRÜLMESi HEDEFLENİYOR

2013 yılında üretilen ilk ‘temiz et burger’in maliyetinin 330 bin dolar olduğu belirtilirken, bugün temiz etin gramının 40 dolar maliyetle üretildiği öğrenildi. Hedefin ise maliyeti konvansiyonel olarak üretilen tavuklardan daha düşük seviyeye çekmek olduğu söyleniyor.

Dünyadaki toplam et tüketimi hacminin yaklaşık 1 trilyon dolar olduğu belirtiliyor. 

https://tr.sputniknews.com/yasam/201709041029989759-laboratuvarda-gercek-et-uretimi-gerceklestirildi/

Reklamlar

Aachen’da halka nükleer felaket riskine karşı iyot dağıtılıyor

18180462_303

Almanya’nın Aachen kentine 70 kilometreden az mesafede bulunan Belçika’nın Tihange 2 nükleer santralinde kaza yaşanması ihtimaline karşı Aachen halkına tedbir amacıyla iyot hapları dağıtılıyor.

Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletine bağlı Aachen kentinde bugünden itibaren eczanelerde halka iyot hapları dağıtılmaya başlandı. Eyalet yönetimi Aachen kentinde, Belçika’daki tartışmalı Tihange 2 nükleer santralinde yaşanabilecek olası bir radyasyon sızıntısına karşı tedbir olarak halka reçete karşılığında iyot verilmesi tavsiyesinde bulunmuştu.

Aachen’a 70 kilometreden az bir mesafede bulunan Tihange 2,  sık sık sorun yaşanan ve zaman zaman geçici olarak kapatılan bir nükleer santral olarak çevrecilerin tepkisini çekiyor.

Tiroit bezi kanserinin önlenmesi amaçlanıyor

Yüksek dozdaki iyot hapları ile insan vücuduna tiroit bezleri (guatr) yoluyla radyoaktif iyotun nüfuz etmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor. İyot haplarının vücutta etkili olabilmesi için arızalı nükleer santralden yayılan radyoaktif dalganın söz konusu bölgeye yayılmadan birkaç saat önce alınması gerekiyor. İnsanların hapları alırken zamanlamayı tutturup tutturamayacakları ise tartışma konusu.

Aachen ve çevresinde oturan, 45 yaş altında olan, hamile ve bebek emziren kadınların internet üzerindeki bir link üzerinden iyot hapları için müracaatta bulunduklarında eczaneler kendilerine yüksek dozdaki iyot haplarını ücretsiz gönderiyorlar. Tiroit bezi kanserinden korunmak için kullanılacak bu hapların yerel makamların halkı bilgilendirmesinden sonraki aşamada alınması talep ediliyor.

Yan etkileri olabilir

Alman Radyasyondan Korunma Komisyonu 45 yaş üstü insanların iyot hapı almamasını tavsiye ediyor ve ilacın yan etkilerinin ileriki dönemlerde tiroit bezi kanserine yakanlanma riskinden daha fazla olacağına dikkat çekiyor. 

Tüm Almanya çapında iyot ilaçlarının önceden dağıtımına şimdiye kadar sadece istisnai durumlarda ve yalnızca çok sınırlı bir alan için izin veriliyordu. Normal olarak bu ilaçlar merkezi bir depoda saklanıyor ve sadece ihtiyaç durumunda halka dağıtılıyor. Bu önlemle iyot haplarının gerektiğinden erken alınmasının önüne geçilmek isteniyor. 

Yeşiller Partisi’nin Federal Meclis Grubu Başkanı Oliver Krischer’e göre, iyot haplarının önceden dağıtılması mantıklı. Krischer, “Belçika’daki nükleer santrallerde her hafta arızalar ve santralin geçici olarak devreden çıkarılması gündeme geliyor. Bu nedenle iyot haplarının önceden dağıtılması mantıklı” açıklamasını yaptı.   

Belçika’nın Almanya sınırındaki Tihange 2 nükleer santralinde geçmişte binlerce küçük çatlak meydana geldiği için özellikle bu santralin güvenliğinin tartışmalı olduğuna işaret ediliyor. Alman hükümeti güvenlik durumu tam olarak aydınlatılana kadar nükleer santralin şalterinin geçici olarak indirilmesini talep etmiş ancak bir sonuç alamamıştı.

http://www.dw.com/tr/aachenda-halka-nükleer-felaket-riskine-karşı-iyot-dağıtılıyor/a-40332829

ABD’de lösemiye karşı ilk gen terapisine onay

1027411910

ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) kök hücre temelli gen terapisine ilk onayı verirken, bunu ‘tarihi bir eylem’ olarak niteledi.

İsviçreli ilaç şirketi Novartis’in ‘Kymriah’ adlı tedavisinin akut lenfoblastik lösemi ve diğer türdeki lösemi hastaları üzerinde dikkat çekici derecede etkili olduğu bildirildi.

Bunun, bir hap veya infüzyon almaktan çok daha etkin olduğu kaydedilirken, bazı hastalara birinci basamak ilaçların başarısız olmasından sonra ikinci bir şans vermeyi amaçlıyor.

FDA’nin Biyolojik Değerlendirme ve Araştırma Merkezi Direktörü Peter Marks yaptığı açıklamada, Kymriah’ın “Bu ciddi hastalığa yakalanmış çocuklar ve genç yetişkinler için karşılanmamış önemli bir ihtiyacı karşılayan türünün ilk tedavi yöntemi” olduğunu belirtti.

‘YÜZDE 83 ORANINDA BAŞARI’

Üretici firma Novartis, Kymriah’ın diğer yöntemlerle tedavi edilmesi çok zor olduğu kanıtlanmış bir lösemi türü için yüze 83’lük bir başarı oranına sahip olduğunu duyurdu.

Novartis’in CEO’su Joseph Jimenez bu konudaki açıklamasında, “Beş yıl önce, Pensilvanya Üniversitesi ile iş birliğine başladık ve bir kanser hastasına paradigmayı değiştiren immünosellüler terapi olacağını düşündüğümüz şeylerin daha da geliştirilmesi için yatırım yaptık” dedi.

FDA Müdürü Dr. Scott Gottlieb de açıklamasında, “Bir hastanın, kendi hücrelerinin yeniden programlanabilme yeteneğiyle ölümcül kansere saldırabilmesini sağlanmasıyla tıbbi buluş konusunda yeni bir sınıra giriyoruz” ifadesini kullandı.

Gottlieb, “Gen ve hücre terapileri gibi yeni teknolojiler, pek çok zor hastalığı iyileştirme kabiliyetimizde bir kırılma noktası oluşturma potansiyeline sahiptir. FDA olarak hayat kurtarıcı olma potansiyeline sahip, çığır açan tedavilerin geliştirilmesini ve gözden geçirilmesini hızlandırmaya kararlıyız.” değerlendirmesinde bulundu.

Lösemi ABD’de çocuklar arasında görülen en yaygın kan kanseri olarak bilinirken, ülkede her yıl 20 yaş ve altında 3 bin 100 kişiye lösemi teşhisi konuyor.

https://tr.sputniknews.com/bilim/201708311029948226-abd-losemi-ilk-gen-terapisi-onay/

Küba’dan sevindiren “kanser” haberi

3467-heberferon

Küba’nın geliştirdiği Heberferon isimli cilt kanseri ilacı piyasaya çıktığı altı ay içerisinde Küba’daki eczanelerde yerini aldı. İlaç hastalarda olumlu sonuçlar veriyor.

Küba’nın geliştirdiği Heberferon isimli cilt kanseri ilacı adadaki 400 hastadaolumlu sonuçlar verdi. Araştırmacılar elde ettikleri bulguları Küba’daki Cilt Kanseri Çalıştayı’nda paylaştı.

TÜMÖRÜN BÜYÜMESİNİ ENGELLİYOR

Heberferon, bazal hücreli karsinomayı hedef alan, enjektabl formda hazırlanan bir ilaç olma özelliği taşıyor.

SoL’da Başak Dönertaş tarafından yer alan habere göre, Genetik Mühendisliği ve Biyoteknoloji Merkezi tarafından, cilt kanseri tedavisi için 20 yıllıkaraştırmadan sonra geliştirilen ilaç, tümorün büyümesini engellerken lezyonları azaltıyor ya da tamamen yok ediyor.

Araştırma sürecinde yer alan biyolog Dr. Iraldo Bello, ilacın interferon alfa 2b ve rekombinant insan interferon gamma maddelerinin sinerjistik bir kombinasyonu olduğunu ve dünyada bir benzerinin olmadığını dile getirmişti.

İnterferonlar normalde vücudun bağışıklık hücreleri tarafından salgılanıyor ve çoğalan hücreleri intihara sürükleyebiliyor. Böylece kansere karşı da etki gösteriyor.

HASTALARIN YÜZDE 60’I OLUMLU YANIT VERDİ

Dr. Priscila Torres bazal hücreli karsinomlu hastaların %60‘ının ilaca olumlu yanıt verdiğini bildirdi ve daha çok hastanın Heberferon‘dan yarar görebileceğini ekledi.

Heberferon’un piyasaya çıkışının ardından özellikle göz, burun, ağız, kafa derisi, kulak gibi hassas bölgelerin yanısıra büyük tümorlerle ilgili cerrahi işlemlerde azalma görüldü.

Güneşe aşırı maruz kalma nedeniyle cilt kanseri adadaki en yaygın kanserlerden biri.

Dr. Iraldo Bello, piyasaya çıkalı kısa süre geçmesine rağmen ilacın çeşitli cilt kanseri hastalarında olumlu değişikliklere neden olduğunu dile getirdi.

Kanserli hücreleri tamamen yok eden bir tedavi yöntemi bulundu

_97602221_94ede432-401e-4563-88e6-9ecb12465965

İskoç bilim insanları, kanser hücrelerini öldüren, mevcut tedavilerden çok daha etkili olabilecek yeni bir kanser tedavisi yöntemi bulduklarını açıkladı.

Glasgow Üniversitesi’nde geliştirilen ve CICD (Kaspaz Bağımsız Hücre Ölümü) adı verilen yeni yöntemin tümörleri tamamen ortadan kaldırabileceği ve hastalığın tekrarlamasını önleyebileceği belirtiliyor.

Araştırmanın sonuçları bilim dergisi Nature Cell Biology’de yayımlandı.

Kemoterapi, radyoterapi ve immunoterapi gibi mevcut tedaviler, apoptosis olarak bilinen bir yönteme dayanıyor.

Bu yöntemde, kaspaz adı verilen proteinler aktive edilerek kanser hücreleri öldürülüyor.

‘Kalan tümör hücreleri de ölüyor’

Ancak bu tedaviler yan etki riski içerdiği gibi, genellikle kanser hücrelerinin tamamını öldüremiyor ve bunun sonucu olarak hastalık tekrarlayabiliyor.

Araştırmaya başkanlık eden Dr. Stephen Tait, “Tümörü tamamen gerileten bu yöntem, kanser tedavisinde çok daha etkili olabilir. Gerçekte, tedavide tüm tümör hücrelerini öldürmek gerekmiyor. Çünkü, kalan tümörü tamamen temizleyen ve dolayısıyla kanseri ortadan kaldıran bir bağışıklık tepkisi ortaya çıkardık” dedi.

Uzmanlara göre apoptosisin aksine CICD yöntemiyle kanser hücreleri ölürken, bağışıklık sistemi imflamatuvar proteinlerle uyarılıyor. Bunun sonucunda, kalan tümör hücreleri de ölüyor.

Araştırmada, laboratuvarda geliştirilen kalın bağırsak hücreleri kullanıldı. Ancak yöntemin diğer kanser türlerinde de kullanılabileceği belirtiliyor.

http://www.bbc.com/turkce/haberler-41098590

Kalp hastalığına neden olan gen ‘onarıldı’

Bilim insanları, ölümcül kalp hastalığına neden olan ve genetik olarak aile bireyleri arasında aktarılan bozuk bir geni embriyodan ayırmayı başardı. Böylece genetik hastalıkların nedeni olan 10 bine yakın bozukluğun önüne geçilmesi yolunda önemli bir adım atıldı.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre, ABD ve Güney Kore’den bilim insanlarından oluşan ekip ‘kurgulanan’ embriyonun gelişmesini 5 gün daha takip ettikten sonra deneyi sonlandırdı.

GENETİK BOZUKLUKLAR ORTADAN KALKABİLİR

2015 yılında tanıtılan ve DNA kurgulamaya izin veren Crispr isimli teknolojiyle, kistik fibrozisten göğüs kanserine kadar, ölümcül hastalıklara neden olan genetik bozukluklar ortadan kaldırılabilir.

500 KİŞİDEN BİRİNDE GÖZÜKEN BOZUKLUK DÜZELTİLDİ
ABD’den iki ayrı bilim kurumu, Güney Koreli bir ekiple bir araya gelerek, “sporcu hastalığı” olarak bilinen hipertrofik kardiyomiyopati üzerine yoğunlaştı.

Her 500 kişiden birinde görülen bu bozukluk, kalbin ani olarak atmayı bırakması ile sonuçlanabiliyor. Bu bozukluk tek bir gendeki hatadan kaynaklanıyor ve bunu taşıyanların, bozukluğu çocuklarına yüzde 50 oranında aktarma ihtimali bulunuyor.

Söz konusu genetik tamir döllenme işlemi sırasında gerçekleştirildi. Hipertrofik kardiyomiyopati taşıyan bir erkekten alınan sperm sağlıklı yumurtalara aktarıldı ve bozukluk bu sırada bozukluk Crispr teknolojisi ile düzeltildi.

BAŞARI ORANI YÜZDE YÜZ DEĞİL

Bu yöntem her işlemde işe yaramasa da embriyoların hastalıktan arındırılma oranının yüzde 72 olduğu ifade ediliyor.

Araştırmadaki kilit isimlerden biri olan doktor Shoukhrat Mitalipov, “Bu tedavi ile bozukluğa neden olan gen ailenin tüm soyundan arındırılıyor çünkü bu kez tedavi edilen DNA nesiller arasında aktarılıyor” diyor. Mitalipov, bu teknikle tüm insanlığı bu hastalıkların yükünden kurtarmanın mümkün olduğunu da söylüyor.

Ancak genetik tamirin sıradan bir tıbbi müdahale olmasına daha var. Güvenlik halen büyük bir soru işareti olarak duruyor ve bu soru işaretlerinin ancak ileri araştırmalar sonucu yanıtlanabileceğini ifade ediliyor.

FDA, lösemi ile savaşmak için yeni bir gen tedavisini onayladı

Geçtiğimiz hafta Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin Heyeti (FDA), Daire’nin oybirliğiyle, lösemi ile savaşmak üzere hastanın kendi hücrelerini genetik olarak değiştirecek bir tedaviyi onaylayacağını bildirdi. FDA onayı verirse, ilk kez böylesi bir tedavi, tıpta “yaşayan ilaç” çağının başlangıcı olacak. Böylece, doğal bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirip, önceden yenilmez olan hastalıkları baskılama yeteneğini iyileştirmek için teknolojiyi koşturacağız.

CTL019 diye bilinen bu lösemi tedavisi pazara ulaşan ilk gen terapisi olsa da pek çoğu sırada bekliyor. Saldırgan bir tip beyin tümörü, miyeloma ve diğer lösemi türleri için tedaviler geliştiriliyor.

Bu teknik kişiye özel ilacın gerçek bir örneği: her hasta için kendi hücrelerinden yaratılacak tedavinin emsalsiz bir türü. Hücreler tıbbi personel tarafından alındıktan sonra, dondurulup terapinin uygulayan Novartis’e gönderiliyor. İşlendikten sonra da tekrar dondurulup tıbbi merkeze geriye gönderiliyor.

Tedavi onaylanırsa FDA için bir ilk olacak. Şaşırtıcı deney sonuçları ışığında, tedavinin onaylanması, açıkçası, çok da sürpriz niteliğinde değil. Tüm diğer tedavilerin denendiği, ölümle karşı karşıya olan hastaların tek bir doz gen terapisi almasının ardından gözlenen geri çekilme, tedavinin zaman içerisinde çare olacağını kanıtlamakta. Nitekim FDA Heyeti, çocuklarda ve 3-25 yaş arası genç yetişkinlerde görülen tekrar eden veya tedaviye dirençli B-hücresi lenfoblastik lösemi için tedavinin onayını açıkladı.

Tedaviye Erişim

Heyet Toplantısının katılımcılarından biri de, deneylerin ilk hastalarından olan 12 yaşındaki Emily Whitehead’ti. Ölümcül olduğu düşünülen lösemiden hayatını kaybetmek üzereyken 6 yaşında tedavi edildi. O zamandan beri kanserden kurtulmuş durumda. Babası Tom Whitehead, The New York Times’a, bu tedavi onaylandığında dünyanın dört bir yanında binlerce çocuğun hayatını kurtaracak diyor. Umarım bir gün, tavsiye komitesindeki sizler nesiller boyu ailelerinize; standart tedavi varsayılan kemoterapi ve radyasyon gibi toksik tedavileri bitiren ve kan kanserlerini, tekrar etse de insanların hayatta kaldığı, tedavi edilebilir bir hastalığa dönüştüren sürecin parçası olduğunuzu anlatabilirsiniz, diye ekliyor.

Şu anda Novartis’e lisanslı tedaviyi Pennsylvania Üniversitesi’ndeki araştırmacılar geliştirdi. Ancak tedavisi istenen hastalık nadir görülüyor ve yılda 5000 kadar bireyi etkiliyor. Bunların %60’ı genç yetişkinler ve çocuklar. Standart tedaviler çoğu çocuğu iyileştirse de, Emily gibi hastaların %15’i tedaviye cevap vermiyor veya hastalık nüksediyor.

Novartis, CTL019’un kullanımını, tedavi sürecinin karmaşıklığı ve yan etkilerin uzman bakım gerektirmesi sebebiyle başlangıçta sınırlandıracak. Bu nedenle, piyasaya sürülmesinden sonra yaklaşık 30-35 tedavi merkezinde ulaşılabilecek. Ayrıca, New York Times’a göre, bu merkezlerdeki personel özel bir eğitim ve tedaviyi uygulamak için onay alacak. Böylesi emsalsiz bir tedavinin tutarının 300 bin $’ı aşabileceği öngörülse de, New York Times’ın bu konudaki sorusuna Novartis yetkilisi kesin bir tutar ile cevap vermeyi reddediyor.

Kaynak: futurism.com

http://www.bilim.org/fda-losemi-ile-savasmak-icin-yeni-bir-gen-tedavisini-onayladi/

İnsanda bulunan atomların yaklaşık yarısı başka galaksilerden gelmiş

_97095361_ff9d9365-7957-44ac-9f7e-f63fdddbc835

Bilim insanları, insan vücudunu oluşturan atomların yaklaşık yarısının Samanyolu’nun ötesinde oluşmuş ve devasa yıldız patlamalarının sonucunda çıkan galaksiler arası rüzgarlarla güneş sistemine taşınmış olabileceğini öne sürdü.

Galaksilerin milyarlarca yıl içerisinde geçirdiği evrimlere dair yapılan bilgisayar simülasyonlarında, galaksilerin; yaşamları sona eren yıldızların patlamasıyla birlikte yakınlardaki galaksilerden çıkan devasa miktarlardaki materyali emerek, çok uzun zaman içerisinde nasıl büyüdükleri incelendi.

Bu çalışmalarda, büyük yıldızların patlamaları sonucunda patlamanın şiddetiyle bulunduğu galaksinin yerçekiminden kurtulan tonlarca atomun uzaya fırladığı ve saniyede yüzlerce kilometre mesafe kat ederek devasa bulutlar halinde çevrelerinde bulunan daha büyük galaksilerin üzerine çöktüğü tespit edildi.

Bilim insanları, yıldızlarda oluşan elementlerin bir galaksiden diğerine seyahat edebildiğini daha önceki çalışmalarında kanıtlamıştı.

Ancak bu son araştırma, Samanyolu ve benzer büyüklükteki galaksilerde bulunan materyallerin yarısına yakınının daha küçük komşu galaksilerden gelmiş olabileceğini ortaya koyan ilk çalışma olma özelliğini taşıyor.

Galaksilere ulaşan hidrojen ve helyumun büyük bir kısmı yeni yıldızların oluşmasına yol açarken, daha ağır elementlerin kendileri yıldıza dönüşüyor ve şiddetli patlamalarla dağılarak, kuyruklu yıldız, asteroit, gezegen ve en nihayetinde de yaşamın oluşmasına neden oluyor.

ABD’nin Illinois eyaletindeki Northwestern Ünviersitesi’nden gökbilimci Prof. Dr. Daniel Anglés-Alcázar, “Evrendeki yerimizi anlamamız açısından bilim çok yardımcı oluyor. Bazı açılardan, içinde olduğumuz galaksiyi düşündüğümüzde bizler aslında bir nevi Samanyolu dışından gelen ziyaretçi ya da göçmenleriz” diyor.

http://www.bbc.com/turkce/haberler-40738784

Güneşlenmeden bronzlaşmayı sağlayan ilaç kanseri engelleyebilir

_96460040_gettyimages-694694744

Bilim insanları güneş ışığının etkisini taklit ederek derinin bronzlaşmasını sağlayan bir ilaç geliştirdi.

Deri örnekleri ve farelerdeki testlerde başarıya ulaşan ilaç derinin melanin pigmenti üretmesini sağlıyor.

Testlerdeki bulgular, normalde bronzalaşamadan güneş yanığı olan kızıl saçlı insanların bile bu ilaçla bronzlaşabileceğini gösteriyor.

Massachusetts General Hospital’da araştırmayı yürüten ekip, bu ilacın hem cilt kanserine karşı hem de ciltteki yaşlılık belirtilerine karşı kullanılabilmesini umuyor.

Deriye sürerek uygulanan ilaç, sürüldüğü bölgenin bronzlaşmasını sağlıyor.

Güneş ışığına maruz kalarak gerçekleşen bronzlaşma, derinin zarar gördüğü bir süreci de içeriyor ve ultraviyole ışığa maruz kalmaktan kaynaklanan cilt kanserine yol açabiliyor.

Cell Reports dergisinde detaylıca anlatılan testleri yürüten ekipten David Fisher, ilacın gelecekte güneş kremlerine de katılabileceğini söylüyor.

İlacın piyasaya çıkması için geçmesi gereken bazı güvenlik testleri daha bulunuyor.

http://www.bbc.com/turkce/haberler-40283530

Akıllı telefonlar bizleri aptallaştırıyor mu?

1028198189

ABD’de Teksas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, akıllı telefonların yakında tutulmasının zihinsel kapasiteyi azalttığını ortaya koydu.

BBC’nin haberine göre, araştırmacılar, 800 akıllı telefon kullanıcısına yaptıkları deneylerle, telefonların insanlar üzerindeki etkisini inceledi.

Deneye katılanlardan bilgisayarda bir dizi testten geçmeleri istendi. Katılımcıların iyi puan almaları için konsantrasyonlarının tam olması gerekiyordu.

Testler, zihinsel kapasiteyi, yani beynin belli bir zamanda verileri tutma ve işleme becerisini ölçüyordu.

BİR BAKIMA BEYİN GÖÇÜ’

Katılımcılara akıllı telefonlarını ya ters yüz olarak masanın üstüne; ya da ceplerine, çantalarına veya başka bir odaya koymaları istendi. Bu arada telefonlar sessize alındı.

Araştırma sonucu, telefonlarını başka bir odaya koyan katılımcıların, masanın üstüne koyanlara oranla çok daha iyi performans gösterdikleri görüldü.

Bu grup, telefonlarını ceplerine ya da çantalarına koyanlardan da kısmen daha iyi performans gösterdi.

Teksas Üniversitesi’nden araştırmacı Adrian Ward, “Bilinçli zihin o sırada akıllı telefonunuzu düşünmüyor ama bir şeyi düşünmemek için gereken süreç, bilişsel kaynaklarınızdan bir bölümünü kullanıyor. Bir bakıma beyin göçü gerçekleşiyor” dedi.

‘TELEFONLARIN VARLIĞI BİLE YETTİ’

Bir başka deneyde de, insanların akıllı telefonlarına olan bağılılıklarının zihinsel kapasiteye etkisi incelendi.

Katılımcılar telefonlarını diğer grupta olduğu gibi masanın üstünde görünür bir yere, cebine, çantasına ya da başka bir odaya koydu. Bazı katılımcılardan bu defa telefonlarını kapatmaları istendi.

Akıllı telefonlarını masada, ceplerinde ya da çantalarında tutan ve telefonlarına en bağımlı olanlar, daha az bağımlı olan gruba göre daha kötü performans gösterdi.

Telefonun kapalı ya da açık olmasının veya ters yüz edilmesinin önemli olmadığı görüldü.

Araştırmacı Adrian Ward’ın bu deneyle ilgili yorumu ise, “Katılımcıların dikkati telefonlarına gelen bildirimler yüzünden dağılmadı. Telefonlarının varlığı bile zihinsel kapasitelerini zayıflatmaya yetti” oldu.