Alarmı ertelemek beyni uyanmaktan daha çok yoruyor

1034532075

Sabahları ‘beş dakika daha’ uyumak için alarmı ertelemek sandığınız kadar dinlendirici olmayabilir. Uyku üzerine çalışan bir ağrı uzmanı olan Steven Bender, alarm erteleme alışkanlığının zayıf uykuyla bağlantılı olabileceğini söylüyor.

Özellikle düzenli çalışanların hafta içi rutinlerinden olan ‘alarmı erteleme’ alışkanlığı, aslında iyi bir uyku çekmediğinizin işareti olabilir. Kalitesiz bir uykunun yüksek tansiyon, hafıza sorunları hatta kilo kontrolü gibi bir dizi sağlık bozukluğu ile ilişkili olduğu biliniyor.

Dünya Halleri’nden Pınar Üzeltüzenci’nin haberine göre uyku üzerine çalışan bir ağrı uzmanı olan Steven Bender, Popular Science için yazdığı bir makalede alarm erteleme alışkanlığının zayıf uykuyla bağlantılı olabileceğini iddia ediyor.

‘Vücudumuzun doğal biyolojik saati ‘circadian rythms’ (dünyanın 24 saatlik dönüşüne paralel fizyolojik bir ritim) aracılığıyla çalışıyor’ diyen Bender, fiziksel, zihinsel ve davranışsal değişikliklerin bu gündelik döngü içerisinde meydana geldiğini söylüyor.

Çoğu yetişkin günde yedi ila sekiz saat uykuya ihtiyaç duyuyor. Bu miktar, NREM (sessiz uyku, uykunun ilk bölümü) ve REM (vücut kaslarının hareket ettiği, genellikle rüya gördüğümüz uyku bölümü) olarak bilinen uyku safhalarında belirli zamanlar geçirmemizi sağlıyor. NREM’den REM’e geçiş safhalarını bir gece uykusu boyunca dört ila altı sefer yaşıyoruz. Bu yapıyı korumak iyi ve dinlendirici bir uyku için şart; eğer bu süreç bozulursa sabahları yorgun uyanıyoruz.

ELEKTRONİK CİHAZ KULLANMAK UYKU DÜZENİNİ BOZUYOR

Uyku döngülerini etkileyen birkaç faktör var; örneğin eğer uyku sırasında iyi nefes alamıyorsanız (horlama gibi) bu normal sekansları bozabilir ve yorgun uyanmanıza sebep olabilir. Uyku kalitesi uykudan önce elektronik cihaz kullanımı, sigara ve alkol tüketimi yüzünden de bozulabiliyor. Yatmaya yakın yemek yemek bile sorun yaratabiliyor.

Erteleme alışkanlığının genelde günlük döngümüzün bozulduğu ve geç yatıp geç kalkmaya başladığımız ilk gençlik yıllarında başladığını söyleyen Bender, kalkış saatini kısa sürelerle ertelemenin dinlenmiş bir şekilde uyanmamıza sebep olmayacağının altını çiziyor. Hatta bir hipoteze göre, alarm erteleme alışkanlığı beynin uykuya sebep olan nörolojik kimyasalları daha fazla salgılamasına sebep olarak uykunuzu getirebilir.  Bender’ın tavsiyesi ise basit: Alarmınızı her gün belirli bir saate kurun ve o saatte uyanın. Buna rağmen her gün yorgun uyanıyorsanız da mutlaka bir uzmana görünün.

New York kızamık salgınının ardından dini gerekçelerle aşıdan muafiyeti kaldırdı

_107370595_gettyimages-1143839423

ABD’nin New York eyaletinde, kızamık salgınının ardından çocukların aşılardan dini gerekçelerle muaf tutulmasını engelleyen yasa kabul edildi.

Perşembe geçesi geçen yasa nedeniyle hükümet binası aşı karşıtlarının protestolarına sahne oldu.

New York’taki salgının çoğunun Ortodoks Yahudi topluluklarında görüldüğü belirtiliyor.

2019’da 1000’den fazla Amerikan vatandaşına kızamık teşhisi kondu. Sağlık yetkilileri hastalığın yeniden ortaya çıktığını söylüyorlar.

ABD Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) geçen ay, 2000 yılında kızamığı ülkeden bertaraf eden ABD’nin bu statüsünü kaybedebileceği uyarısında bulundu.

Ülkede salgın hastalık son 27 yılda ilk kez bu kadar fazla görülüyor.

New York’taki bu yeni yasa, ailelerin dini gerekçelerle çocuklarının okula gidebilmeleri için gerekli olan aşılardan muaf tutulması uygulamasını kaldırıyor.

Yasayı öneren Demokrat Jeffrey Dinowitz, “Tevrat’ta, İncil’de, Kuran’da ya da herhangi başka bir yerde aşı olmamanın söylendiğini görmedim” dedi.

New York Senatörü Brad Hoylman da, “Bilimi aşılarla ilgili yanlış bilgilendirmenin önüne koyuyoruz ve aşı yapılmayan çocukların ve yetişkinlerin, hamile kadınların ve doğmamış bebeklerin, ki bu onların suçu değil, hakları için harekete geçiyoruz” ifadelerini kullandı.

Yasayı, kabul edildikten sonra birkaç saat içerisinde imzalayan Eyalet Valisi Andrew Cuomo, “Bilim, kristal kadar berrak: Aşılar güvenli, etkili ve çocuklarımızı sağlıklı tutmanın en iyi yolu.”

“İnanç özgürlüğünü anlayıp, ona saygı duysam da, ilk görevimiz kamu sağlığını korumak ve bu önlemi yasalaştırarak, daha fazla bulaşmasını engelleyecek ve salgını kontrol altına alacağız.”

New York’taki kızamık salgınının 3’te 2’sinin Brooklyn’deki Williamsburg mahallesinde yaşayan Ortodoks Yahudidiler arasında görüldüğü kaydediliyor.

California, Mississippi, Batı Virginia ve Maine eyaletlerinde de sağlık sorunu harici muafiyet okul çağındaki çocuklar için kaldırıldı.

Benzer muafiyetler diğer 45 eyalette sürüyor, ancak kanun koyucular bu eyaletlerden bazılarında muafiyetleri kaldırmak için harekete geçmiş durumda.

Yasa protestolar arasında geçti

Albany’de yer alan hükümet binasında, yasa geçtikten sonra gergin anlar yaşandı.

Aşı karşıtı protestocular “utanın” diye bağırırken, bir protestocu yasayı öneren Demokrat Jeffrey Dinowitz’i kastederek, “Senin için geri döneceğiz Jeffrey!” ifadelerini kullandı.

Dinowitz, bu açık tehditle ilgili New York Post gazetesine yaptığı açıklamada, “Eminim şu an koridorlar benim için çok tehlikeli” dedi.

Yasa, okula başlayan çocukların 30 gün içerisinde aşı olduklarına dair kanıtı sunmalarını öngörüyor. Bu kanıtı gösterememeleri halinde, çocukların kaydının silinebileceği belirtiliyor.

Williamsburg mahallesinde iki okul, aşısız öğrencilerin girişine izin verilmesinin ardından Perşembe günü sağlık yetkilileri tarafından kapatıldı.

Brooklyn semtinde böylece 11 okul kapatılmış oldu.

1960’larda aşı kampanyası başlayana kadar, ABD’de binlerce kişi bazen ölümcül olan hastalıklara yakalanıyordu.

CDC’ye göre, 10 yıl önce bu rakam yılda 100 kişiye kadar düştü.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48644556

Meme kanserini tespit eden kan testi geliştirildi

1030491263.jpg

Meme kanseri ile mücadelede erken teşhis hayat kurtarıyor. Alman biliminsanları, meme kanserini tespit eden kan testi geliştirdiğini açıkladı. Araştırmalar testin yüzde 75 başarılı olduğunu gösteriyor.

Almanya’nın Heidelberg Üniversitesi’nden araştırmacılar meme kanserini teşhis edebilen bir kan testi geliştirdiğini duyurdu. Birkaç mililitre kan ile yapılabilen test, vücutta kanser olduğuna işaret eden biyogöstergeleri ölçüyor. HeiScreen adı verilen testin şu anki tarama teknolojilerinin tespit edemeyeceği aşamadaki kanser hücrelerini de saptayabildiğini gösteriyor.

DW’nin haberine göre, kan testi hakkında 500 meme kanseri hastası üzerinde yapılan denemeler, testin yüzde 75 başarılı olduğunu ortaya koydu. Meme kanserine yönelik kan testinin gelecek yıl kullanıma sokulması hedefleniyor.

Ancak teste şüpheyle yaklaşanlar da var. Alman Kanser Araştırmaları Merkezi’nden yapılan açıklamada araştırma sonucu hakkında köklü bir bilim dergisinde yayınlanmadan yorum yapmanın spekülatif olacağı vurgulandı.

Düsseldorf Üniversitesi’nin Kadın Hastalıkları Kliniği’ni yöneten Tanja Fehm de haberin heyecan verici olduğunu ancak kan testinin rutin kullanıma alınması için daha fazla zamana ihtiyaç olduğunu söyledi.

Erken teşhis meme kanserinde hayat kurtan öneme sahip. Erken teşhis sayesinde hastaların yaklaşık yüzde 95’i sağlığına kavuşabiliyor.

2018 yılında 627 bin kadın meme kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre bu oran geçtiğimiz yılki kanser ölümlerinin yüzde 15’ine tekabul ediyor.

Hollandalı biyologdan dünya dışı yaşam arayışı için önemli buluş

u-life

Hollandalı bir bilim insanının buluşu, dünya dışındaki yaşamın keşfi konusunda umut oldu.

Amsterdam Özgür Üniversite’de doktora öğrencisi olan biyolog Lucas Patty, organik dokunun ışıkta benzersiz bir iz bıraktığını keşfetti.

Bilim çevreleri bu buluşu, dünya dışı yaşamın yakın gelecekte keşfi konusunda önemli bir adım olarak değerlendiriyor.

Lucas Patty’nin bu hafta sunduğu doktora tezine göre, evde yetiştirilen bir çiçeğe dokunduktan sonra el feneri tutulunca, ışık bir tür tirbuşon haraketi yapıyor.

İnsan gözü bu değişimi fark edemiyor ancak Patty’nin geliştirdiği cihaz sayesinde ilk kez bu durum saptanabildi.

Hollandalı biyoloğa göre, bu tirbuşon haraketi, yaşamın karmaşası içinde bir düzen oluşturuyor. Birbirinin aynısı olan sağ ve sol elin, aralarında ayna işlevi gördüğünü belirten Patty, tıpkı eller gibi birbirinin aynısı olan moleküller bulunduğunu belirtiyor.

Canlı dokuların büyüme sırasında sürekli olarak bir şekil aldığını anlatan Hollandalı biyolog, bu yüzden ışığın karakteristik bir şekilde yansıdığını vurguladı.

Dünya yörüngesine yerleştirilecek teleskop

Lucas Patty’nin geliştirdiği aygıt, şu anda üniversite çatısından ağaçları ölçüyor. Ancak tez danışmanlarından astrobiyolog Inge – Leos ten Kate ve gökbilimci Frans Snik’e göre, bu aygıt sayesinde 20 yıl içinde dev bir teleskop aracılığıyla dünya dışı yaşam gözlenecek.

Hollanda’da yayımlanan Volkskrant gazetesine konuşan Frank Snik, “Bunu ölçerseniz, hayatı ölçersiniz” diyor. Snik’e göre, dünya dışı yaşam arayışında böyle bir yöntem henüz uygulanmadı.

Hollandalı gökbilimci “Işık spektrumuna baktığınızda, atmosfer dışında oksijen olup olmadığını anlayabilirsiniz” görüşünü dile getiriyor.

Astrobiyolog Inge – Leos ten Kate de, geliştirilen yeni tekniğin, dünya dışı yaşamın saptanması konusunda orta ve uzun vadede en umut verici yöntemlerden biri olduğunun altını çiziyor.

Tez danışmanları, henüz dünya dışı orman ya da yabancı yosunları algılamak için çok erken olduğu görüşünde. Çünkü günümüzde var olan teleskoplar, dünya dışındaki gezegenlerdeki ışığı ölçemiyor. Aradaki mesafenin çokluğu nedeniyle ışık, yıldızların parlaklığında boğuluyor.

Ancak gökbilimci Frans Snik, bu ışığı ölçebilecek hassas teleskopların önümüzdeki 10 yıl içinde bitirilmiş olacağını söylüyor. O zaman, Patty’nin buluşunu daha da geliştirip dünya dışında yaşam izlerini arayabileceklerini vurguluyor.

Bilim insanlarının hedefi, Hollandalı biyoloğun buluşunu, 2035 yılında dünyanın yörüngesine oturtulan bir teleskopla denemek.

Leiden Üniversitesi’nden astronomi profesörü Ignas Snellen ise, yeni buluşun kendi güneş sistemimiz içindeki araştırmalarda daha yararlı olabileceğini savunuyor. Snellen, Jüpiter’in uydusunda daha fazla inceleme yapmak için bu yöntemi öneriyor.

Araştırma ekibi gelecek yıldan itibaren bir uçaktan, 3 yıl içinde de Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan ölçüm yapmaya hazırlanıyor.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47265504

İngiltere’de kanser hücrelerine sızan ilacın denemeleri başarılı oldu

_105570897_gettyimages-1316392

İngiltere’de yeni geliştirilen bir kanser ilacının hastalığı ilerlemiş kişiler için umut olabileceği belirtiliyor.

Bilim insanları hastalıkları ilaca tepki vermeyen 150 kişi üzerinde denenen “TV” (Tisitumab Vedotin) adlı ilacın kanser hücrelerine sızarak hücrelere içeriden saldırdığını söylüyor.

İlacın 6 aya kadar etkili olduğu ifade ediyor.

Merkezi Londra’da bulunan Kanser Araştırmaları Enstitüsü ile Royal Marsden Kanser Hastanesi uzmanlarının birlikte geliştirdiği ilaç, akciğer, rahim ağzı, mesane ve yumurtalık dahil toplam altı kanser türünde denendi.

Mesane kanseri hastalarının yüzde 27’sinde olumlu sonuç alındı.

Sonuçları Lancet Oncology adlı tıp dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, mesane kanseri hastalarının yüzde 27’si, rahim ağzı kanseri hastalarının da yüzde 26’sı tedaviye olumlu yanıt verdi.

Özofagus kanseri ve küçük hücreli akciğer kanseri hastalarında bu oran yüzde 13 oldu. Endometriyal kanserli hastaların yüzde yedisinde tömürün küçüldüğü ya da büyümesinin durduğu görüldü.

Şimdi araştırma, bağırsak ve pankreas kanseri hastalarını da kapsayacak şekilde genişletiliyor.

Araştırmada, bu ilaca yanıt verebilecek hastaları belirlemek amacıyla marker’lar da test ediliyor.

Uzmanlara göre, bir antikora iliştirilen TV, doku faktörü adı verilen reseptörü hedef alıyor. Birçok kanser hücresinin yüzeyinde yüksek seviyede doku faktörü bulunuyor. İlacın daha sonra, girdiği hücreleri parçaladığı belirtiliyor.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47171750

Erken boşalmayı önleyen yeni ilaç:Cligosiban

Cligosiban

“Aşk hormonu” oksitosinin salgılanması engellemek için geliştirilen yeni ilaç, yakın zamanda erken boşalma sorunu yaşayan erkekler için çare bulunabilir.
Yapılan testlere göre yeni ilaç sayesinde erken boşalma sorunu yaşayan erkeklerin birliktelikleri 4 katına kadar uzayabiliyor.
The Sun’ın haberine göre 200’den fazla erkek “Cligosiban” denen ilacın klinik testlerine katılıyor.
Araştırmalara göre dünyada her üç erkekten biri erken boşalma sorunu yaşıyor. NHS’nin yaptığı bir araştırmaya göre erkeklerin ortalama süresi 5 buçuk dakika, bu testlere katılanların ise 30 saniye.
Bu yeni ilaç oksitosin salınımı engelliyor. Oksitosin seks ve aşk hayatımızda çok önemli bir rol oynuyor.
416

Bu yeni ilaç oksitosin salınımı engelliyor. Oksitosin seks ve aşk hayatımızda çok önemli bir rol oynuyor.
Oksitosin oranları seks sırasında artarak, orgazmın meydana gelmesinde rol oynuyor.
516

Oksitosin oranları seks sırasında artarak, orgazmın meydana gelmesinde rol oynuyor.
İlaç, vücuttaki oksitosin oranını azaltarak erkeklerin orgazma ulaşma süresini uzatıyor.
616

İlaç, vücuttaki oksitosin oranını azaltarak erkeklerin orgazma ulaşma süresini uzatıyor.
“Aşk”, “kucaklama” veya “güven” hormonu oksitosin beyinde hipotalamus tarafından üretiliyor, ardından hipofiz bezine transfer ediliyor, hipofiz bezi de oksitosini kan akışına bırakıyor.
716

“Aşk”, “kucaklama” veya “güven” hormonu oksitosin beyinde hipotalamus tarafından üretiliyor, ardından hipofiz bezine transfer ediliyor, hipofiz bezi de oksitosini kan akışına bırakıyor.
Oksitosin ayrıca bir nörotransmitterdir, oksitosin reseptörleri vücut genelindeki hücrelerin üzerinde bulunur. Bu hormonun seviyeleri hem stresli hem de sosyal açıdan bağlayıcı deneyimler sırasında yükselmeye meyillidir.
816

Oksitosin ayrıca bir nörotransmitterdir, oksitosin reseptörleri vücut genelindeki hücrelerin üzerinde bulunur. Bu hormonun seviyeleri hem stresli hem de sosyal açıdan bağlayıcı deneyimler sırasında yükselmeye meyillidir.
Oksitosin, doğum sırasında ve meme uçlarının uyarılmasından sonra büyük miktarlarda üretilir, dolayısıyla doğumda ve emzirmede kolaylaştırıcı bir görev üstlenir.
916

Oksitosin, doğum sırasında ve meme uçlarının uyarılmasından sonra büyük miktarlarda üretilir, dolayısıyla doğumda ve emzirmede kolaylaştırıcı bir görev üstlenir.
Dokunma yoluyla basit bir vücut teması hem sizin beyninizin hem de temas ettiğiniz partnerinizin beyninin düşük seviyelerde oksitosin üretmesini sağlayacaktır.
1016

Dokunma yoluyla basit bir vücut teması hem sizin beyninizin hem de temas ettiğiniz partnerinizin beyninin düşük seviyelerde oksitosin üretmesini sağlayacaktır.
Bazı yiyecekler (özellikle de elma, zencefil, erik, buğday, domates, bezelye, sarımsak, güvey otu, yumurta, muz ve biberler gibi fitoöstrojen içeren yiyecekler) oksitosin üretimini tetikleyebilir; psikolojik destek, empati ve şefkat de öyle. Oksitosin, güven oluşturmada çok önemli bir beyin bileşenidir, güven de duygusal ilişkilerde çok önemlidir.
1116

Bazı yiyecekler (özellikle de elma, zencefil, erik, buğday, domates, bezelye, sarımsak, güvey otu, yumurta, muz ve biberler gibi fitoöstrojen içeren yiyecekler) oksitosin üretimini tetikleyebilir; psikolojik destek, empati ve şefkat de öyle. Oksitosin, güven oluşturmada çok önemli bir beyin bileşenidir, güven de duygusal ilişkilerde çok önemlidir.
Oksitosin, cinsel uyarım yaratmaya yardımcı olur ve erkeklerin ereksiyonlarını sürdürmesini sağlar.
1216

Oksitosin, cinsel uyarım yaratmaya yardımcı olur ve erkeklerin ereksiyonlarını sürdürmesini sağlar.
Boşalma sırasında erkeklerde oksitosin içeren bir beyin kimyasalları kokteyli üretilir.
1316

Boşalma sırasında erkeklerde oksitosin içeren bir beyin kimyasalları kokteyli üretilir.
Bu kimyasallar partnerler arasındaki bağı kuvvetlendirebilir, bu da çiftlerin daha büyük bir yakınlık ve bağlılık hissi oluşturmasına yardım eder.
1416

Bu kimyasallar partnerler arasındaki bağı kuvvetlendirebilir, bu da çiftlerin daha büyük bir yakınlık ve bağlılık hissi oluşturmasına yardım eder.
Oksitosinin, dopamin ve norepinefrin ile birlikte, uzun dönem ilişkilerde hayati önem taşıdığına inanılır.
1516

Oksitosinin, dopamin ve norepinefrin ile birlikte, uzun dönem ilişkilerde hayati önem taşıdığına inanılır.
Oksitosin doğum sırasında sancı üretmeye ve emzirmeye yardımcı olmakla kalmıyor; çalışmalar onun korku, depresyon, bağımlılık, otizm ve anoreksi gibi psikolojik sorunların üstesinden gelinmesinde oynadığı rolü de araştırıyor.
1616

Oksitosin doğum sırasında sancı üretmeye ve emzirmeye yardımcı olmakla kalmıyor; çalışmalar onun korku, depresyon, bağımlılık, otizm ve anoreksi gibi psikolojik sorunların üstesinden gelinmesinde oynadığı rolü de araştırıyor.

İsrailli bilim insanları: Kanseri yok eden ilacı bulduk!

 

 

bettertestimage

İsrailli bir grup bilim insanı ‘tüm kanser türlerine etki edecek tedavi yöntemi geliştirdiklerini’ iddia etti. Araştırma ekibi tarafından ‘tedavinin 1 yıl içerisinde hazır olacağı’ açıklandı.

 İsrailli bilim insanlarından oluşan küçük bir grup araştırmacı, ‘kanserin tüm türlerini kökten yok edebilecek bir yöntem bulduklarını’ iddia etti.

Araştırmayı yürüten, 2000 yılından beri faaliyet gösteren AEBi şirketinin sahibi Dan Aridor tarafından yapılan açıklamada “1 yıl içerisinde kanserin tedavisini hazır hale getireceğimize inanıyoruz” dendi.

Jerusalem Post’un haberine göre, Aridor açıklamasına “Kanser tedavi yöntemimiz, ilk günden itibaren etkisini gösterecek ve birkaç haftayı takiben uygulanacak. Günümüzdeki kemoterapi vb. gibi yöntemler gibi olmayan bu yeni tedavide neredeyse hiçbir yan etki görülmeyecek” sözleriyle devam etti.

Dünya genelinde her yıl 18.1 milyon insan kanser hastalığına yakalanırken, her 6 ölümden 1’inin nedeninin yine kanser olması, hastalığı çağımız için oldukça önemli kılmakta.

‘PEPTİD’ ADI VERİLEN PROTEİNLER, KANSER HÜCRELERİNİ YOK EDECEK

Tüm tedavilerin kanser hücrelerinin belirli bir noktasını hedef aldığını belirten uzmanlar, kanser hücrelerinin mutasyon geçirerek bağışıklık kazandığını belirledi.

Noktasal yaklaşım yerine tümden imha yöntemini seçen araştırmacılar, “MuTaTo” adını verdikleri tedaviyi spagettiye veya ahtopota benzetti. Çünkü bu tedavi ile diğer büyük moleküllerin erişemediği yerlere erişilebiliyor.

Kanser hücrelerini yok etmek için üretilen proteinlere “Peptid” adı verildi. 12 amino asit uzunluğunda olan ve çok farklı kombinasyonlarda üretilen bu proteinler, kanser hücrelerine üç yönden saldırıyor. Bu şekilde tüm savunmalarını aynı anda etkisiz hale getirebiliyor. Ayrıca şirketin CEO’su ve araştırma ekibinden doktor Ilan Morad bu noktada, “Tedavinin mutasyonlardan etkilenmeyeceğinden emin hale geldik” açıklamasını yaptı.

Doktorlar, yöntemi AIDS tedavisinde kullanılan ilaç kokteyline benzetiyor. Ancak bu proteinler sağlıklı hücrelere zarar vermiyor ve AIDS hastalarındaki, hastalığı taşıma durumunun aksine, MuTaTo tedavisi ile hasta olan hücreler yok edilecek.

FARELER ÜZERİNDE YÜZDE 99.9 BAŞARI SAĞLANDI

Araştırmacılar hastalardan alınacak örneğe göre hazırlanacak “protein kokteyli” ile kanserin birkaç haftada tamamen yok edileceğini söylüyor. Fareler üzerinde yüzde 99.9 başarı sağlayan tedavinin sonuçlarının tekrarlanabilir ve stabil olduğu belirtildi.

İnsanlığın tespit ettiği en dirençli bakteri Arktik’te oraya çıktı

1019141486

Dünya’nın kuzeyinde bulunan Arktik bölgesinde, insanlığın bu güne kadar keşfettiği ve antibiyotiğe en dirençli bakteri olarak bilinen bir ‘superbug’ (süper bakteri) bulundu.

İlk olarak Hindistan kökenli İsveçli bir hastanın 2008 yılında Delhi’ye yaptığı bir ziyaret sırasında Delhi’de tespit edilen ‘The New Delhi Metallo-beta-lactamase-1 geni (blaNDM-1)’ isimli bakteri, daha sonraları 2010’da Delhi sokaklarındaki yüzey suyunda da tespit edilmişti.

Aynı bakterinin, Norveç’in Kuzey Kutup Dairesi sınırında bulunan Svalbard topraklarında ortaya çıkarılması ise şaşkınlık yarattı. Söz konusu süper bakterinin, 12.870 kilometre uzaklıkta bulunan Delhi’den bu bölgeye nasıl geldiği bilinmiyor. Ancak, öne çıkan ihtimaller arasında bakterinin göçmen kuşlar veya insanlar eliyle taşınması yer alıyor.

131 ANTİBİYOTİĞE DİRENÇLİ

Svalbard’daki sekiz bölgeden toplanan 40 toprak örneği üzerinden elde edilen bakterinin ayrıca, toplamda 131 antibiyotiğe dirençli olduğu tespit edildi.

Toplanan örneklerin yüzde 60’ından fazlasında bulunan ve incelemeye alınan bu dirençli bakteri ise insan sağlığı için ciddi tehlikeler barındırıyor.

‘SAVAŞ VEYA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KADAR BÜYÜK BİR TEHLİKE’

Dünya Ekonomik Forumu’nda konuyla ilgili konuşan İngiltere Sağlık Bakanı Matt Hancock, “Antimikrobik direnç, insanlık için savaş veya iklim değişikliği kadar büyük bir tehlike oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

Antibiyotik dirençli bakterilerin çoğalması ve yayılması halinde, ameliyatlar oldukça riskli hale gelebilir ve tehlike insanlığın tıbbi önlemlerini alt edebilecek seviyeye erişebilir. Konuyla ilgili olarak uluslararası bir strateji belirlenmediği, antibiyotik kullanımı en azından kısmen azaltılamadığı ve özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki küresel sağlık önlemleri artırılmadığı sürece, süper bakterilerin 2050 yılına kadar yılda 10 milyon kişiyi öldürebilecek seviyeye geleceği öngörülüyor.

‘PROBLEM POLİTİK HALE GELECEK’

Bu tehlikenin meydana gelmesinde en çok etkili olan unsurlar ise, insanlarda gereksiz yere ve hayvanlarda aşırı antibiyotik kullanımı ve hijyen sorunu olarak sıralanıyor.

Svalbard’daki araştırma ekibine liderlik eden Newcastle Üniversitesi ekosistem mühendisliği profesörü David Graham, insanlığın karşı karşıya olduğu tehlikenin sebeplerine ilişkin şunları söyledi:

“İnsanların aşırı antibiyotik kullanımıyla yaptıkları şey, daha önce hiç bulunmayan dirençli bakteriler yaratmak oldu. Bölgesel stratejiler yeterli olmayacaktır, daha global düşünmeliyiz. Problem, politik hale gelecek”

İskoçyalı uzmanlar kanser ilacı yumurtlayan tavuk yetiştirdi

1029550348

İskoçyalı araştırmacılar, bazı kanser türleri ve eklem iltihaplanmalarıyla mücadelede kullanılabilecek ilaçlar yumurtlayabilen, genetiğiyle oynanmış tavuklar üretti.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre, İskoçyalı araştırmacılar bazı kanser türleri ve eklem iltihaplanmalarıyla mücadelede kullanılabilecek ilaçlar yumurtlayabilen, genetiğiyle oynanmış tavuklar üretti. Söz konusu ilaçların üretimi, ilaç şirketlerinin şu anda yaptıklarına kıyasla 10 ila 100 kat daha ucuz.

Uzmanlar, tavukların yumurtlamasıyla ilaç üretimin ticari boyutlarda yapılabileceğine inanıyor.

Edinburgh’taki Roslin Teknolojileri’den Dr. Lissa Herron tavukların çiftliktekilere kıyasla, daha çok acı çekmediklerini veya “şımartılmadıklarını” söyledi.

Herron “Çok büyük kümeslerde yaşıyorlar. Yüksek eğitimli teknisyenler tarafından günlük suları ve yemleri veriliyor ve çok rahat bir aşam sürüyorlar. Tavuklar sadece normal bir şekilde yumurtluyor. Sağlıklarını herhangi bir şekilde etkilemiyor. Sadece yumurtluyorlar” dedi.

Çin’de ilk kez genetiği değiştirilmiş bir primat klonlandı

1031954175

Çinli bilim insanları, ilk kez genetiği değiştirilmiş bir primatı başarıyla klonladılar.

Çin Bilimler Akademisi Nörobilim Enstitüsü’ndeki bilim insanları, genetiği değiştirilmiş bir primatı ile kez başarılı bir şekilde klonladılar.
Çalışmayı gerçekleştiren bilim insanlarına göre genetiği değiştirilmiş primatların klonlanması, tıbbi araştırmalar ve testler için çok ciddi faydalar sağlayabilir. Bununla birlikte insan geninin değiştirilmesi ile ilgili tartışmaların olumsuz sonuçlanması ve Çin’in bebek genini değiştirmenin yasa dışı olduğunu ilan etmesi, çalışmaların yasa dışı sayılmasına neden olabilir.

Bilim insanları, yeni doğan beş makakın, bir donör maymunun derisinden alınan fibroblasttan türetilen özel bir gene sahip olduğunu belirttiler. Daha da önemlisi söz konusu donör, CRISPR/Cas9 gen düzenleme teknolojisi kullanarak yeniden düzenlenmiş bir BMAL1 geni taşıyordu ve bu değiştirilmiş gen, klonlama ile birlikte yeni doğan beş makaka geçmiş durumda. Söz konusu gen, memelilerin bazı biyolojik unsurlar için geçerli bir protein üretmesine yarıyordu. Ancak değiştirilmiş gen nedeni ile donör maymun ve yeni doğan primatlar, bu proteini üretemiyor.

https://tr.sputniknews.com/asya/201901251037288987-cinde-primat-klonlandi/